
Deniz, altı yaşında meraklı ve hayalperest bir çocuktu. En sevdiği şey, annesinin ona aldığı kırmızı spor ayakkabılarıydı. Bu ayakkabıların en özel yanı ise, her adım attığında hafifçe ışıldayan turuncu şeritleriydi. Bir akşam, odasında oyun oynarken, ayakkabısının içinden tuhaf, minik bir ışık sızıntısı fark etti. İçini karıştırmak için parmağını soktuğunda, ayakkabının tabanında normalde olmayan küçük, yumuşak bir girinti hissetti. Dikkatle baktığında, bu girintinin aslında minik bir kapı olduğunu anladı! Kapının tokmağı, bir pirinç tanesi kadar küçüktü. Deniz, kalbini heyecanla çarparak, bir cımbızla bu minik tokmağı nazikçe çevirdi.

Kapı hafifçe açıldı ve içinden sıcak, altın rengi bir ışık huzmesi odasını aydınlattı. Deniz, gözlerine inanamayarak eğildi ve ayakkabısının içine baktı. Gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi. Ayakkabının içinde, kocaman bir şehir vardı! Minik, parlak binalar, rengarenk çatılar, küçücük arabaların geçtiği yollar ve hatta minik bir park bile vardı. En şaşırtıcı olanı ise, bu şehirde yaşayanların, parlak kanatları olan, kibrit çöpü boyutunda insancıklar olmasıydı. Onlara 'Işıltılılar' deniyordu. Işıltılılar, Deniz'in devasa gözünü görünce önce korktular, ama Deniz'in yumuşak sesi ve gülümsemesi onları sakinleştirdi. Liderleri, mavi kanatlı yaşlı bir Işıltılı olan Ziya, Deniz'e seslendi: 'Merhaba büyük dost! Sen bizim koruyucumuzsun. Ayakkabın, bizim evimiz. Her adımın bize enerji veriyor!'

Deniz, bu inanılmaz keşif karşısında çok heyecanlandı. Ziya, ona şehrin nasıl çalıştığını anlattı. Ayakkabının bağcıkları, şehrin enerji kablolarıydı. Tabanın içindeki yastıklı kısım, onların yumuşak parkları ve tarlalarıydı. Hatta ayakkabı kokusu bile değildi; o, Işıltılıların özel çiçeklerinden yayılan vanilya ve çilek karışımı bir esintiydi. Deniz, her gün okula giderken, Işıltılıların şehri taşıdığını ve onların da dünyayı güvenle gözlemlediğini öğrendi. Ancak bir sorun vardı: Şehrin merkezindeki 'Kalp Işığı' adını verdikleri, tüm şehri aydınlatan büyük kristal, son zamanlarda sönükleşmeye başlamıştı. Bu, Deniz'in daha az hareket etmesinden ve daha çok oturmasından kaynaklanıyordu. Işıltılıların enerjisi azalıyordu.

Deniz, hemen harekete geçmeye karar verdi. Işıltılılara yardım etmek için daha aktif olacaktı! Ertesi gün, okul bahçesinde arkadaşlarıyla koştu, zıpladı, ip atladı. Her hareketi, ayakkabısının içindeki Kalp Işığı'nın biraz daha parlamasını sağlıyordu. Işıltılılar, bu enerji patlamasıyla sevinçten dans etmeye başladılar. Deniz, ayrıca ayakkabısını her akşam özenle temizledi, çünkü temizlik, Işıltılıların şehrinin de havasını temizliyordu. Bir hafta sonu, ailesiyle ormana pikniğe gittiklerinde, Deniz, Işıltılıların doğayı görmesini sağlamak için özellikle çiçeklerin ve derelerin yanından geçti. Işıltılılar, pencerelerinden (ayakkabının hava delikleri) dışarıyı izleyip, doğanın güzelliklerinden ilham aldılar.

Bir süre sonra, Kalp Işığı eski parlaklığına ve hatta daha da güçlü bir şekilde kavuştu. Işıltılılar o kadar mutluydu ki, Deniz'e minnettarlıklarını göstermek için özel bir kutlama düzenlediler. Minik bir konser verdiler (sesleri, ancak Deniz çok dikkatle dinlerse duyulabiliyordu) ve ona, şehrin simgesi olan minik, ışıldayan bir ayakkabı tokası hediye ettiler. Deniz, bu tokayı gururla ayakkabısının bağcığına taktı. Artık her adımı, sadece onu değil, ayakkabısının içindeki minik dostlarını da bir maceraya taşıyordu. Deniz, en küçük şeylerin bile içinde büyük mucizeler gizleyebileceğini ve herkesin, hatta bir ayakkabının bile, özel bir dünyaya ev sahipliği yapabileceğini öğrenmişti. Ve en önemlisi, hareket etmenin ve keşfetmenin ne kadar keyifli olduğunu bir kez daha anlamıştı.