
Güneşin pırıl pırıl parladığı, çiçeklerin rengarenk açtığı bir bahar sabahıydı. Çiçek Tarlası'nın en çalışkan sakinlerinden biri olan Arı Bız Bız, sabah erkenden uyanmış, minik kanatlarını çırparak kahvaltısını yapmak için en sevdiği leylak çiçeğine konmuştu. Ancak o sabah, tarlada olağandışı bir şey vardı. Her yerden hafif bir hüzün ve keskin bir ekşi kokusu geliyordu. Bız Bız, merakla kokunun geldiği yöne doğru uçtu. Tarlanın tam ortasında, diğer çiçeklerden biraz uzakta, kocaman, sarı bir limon ağacı vardı. Ama bu, bildiği limon ağaçlarına hiç benzemiyordu. Yaprakları solgun, dalları aşağı doğru sarkmıştı. En tuhafı ise, ağacın tek meyvesi olan o devasa limonun yüzünde beliren üzgün ifadeydi! Limon, adeta ağlıyor gibiydi ve üzerinden damlayan su damlaları bile ekşi kokuyordu.

"Merhaba!" diye seslendi Bız Bız, nazikçe limonun yanındaki bir dala konarak. "Neden bu kadar üzgünsün? Bahar geldi, her yer neşe doluyken sen neden ağlıyorsun?" Dev limon, hıçkıra hıçkıra cevap verdi: "Ben... Ben dünyanın en ekşi limonuyum! Adım Ekşiş. Hiç kimse beni sevmiyor. Kuşlar yanımdan geçerken burunlarını kıvırıp uzaklaşıyor, tırtıllar bile yapraklarımı yemek istemiyor. Öyle ekşiyim ki, kendi suyum bile beni üzüyor. Keşke tatlı bir elma ya da sulu bir şeftali olabilseydim." Bız Bız'ın minik kalbi sızladı. O, çiçeklerin nektarını toplayıp onlardan bal yaparak mutlu olan bir arıydı. Ekşiş'in bu haline çok üzüldü. "Üzülme Ekşiş," dedi cesaret veren bir sesle. "Her şeyin bir çaresi vardır. Belki seni tatlandırmanın bir yolu vardır. Bunu araştırmalıyım!"

Bız Bız, hemen harekete geçti. Önce, bilge yaşlı Meşe Ağacı'na uçtu. Meşe Ağacı yüzlerce yıldır oradaydı ve her şeyi bilirdi. "Saygıdeğer Meşe Ağacı," diye sordu Bız Bız, "Dünyanın en ekşi limonunu nasıl tatlandırabiliriz?" Meşe Ağacı, dallarını hışırdatarak yanıt verdi: "Derin köklerimden duyduğuma göre, tatlılık sadece dışarıdan gelmez, içeriden gelir. Belki de Ekşiş'in ihtiyacı olan şey, gerçek bir arkadaşlık ve biraz neşedir." Bu cevap Bız Bız'ı biraz düşündürdü. Sonra, renkli kelebeklere danıştı. Kelebekler, "Belki onu güldürmelisin! Kahkaha her şeyi tatlandırır!" dediler. Son olarak, toprağın altında yaşayan sevimli köstebeğe sordu. Köstebek, "Toprak ana her zaman der ki: Sevgi ve sabır, en acı meyveyi bile olgunlaştırır." dedi.
Bız Bız, aldığı tavsiyeleri düşünerek Ekşiş'in yanına döndü. Bir plan yapmıştı. Öncelikle, onunla arkadaş olacaktı. Her sabah onu ziyaret edip, ona günün haberlerini anlattı, komik hikayeler söyledi. Birlikte bulutları izleyip onlara şekiller verdiler. Bız Bız, arkadaşları olan kelebekleri ve uğur böceklerini de Ekşiş ile tanıştırdı. Yavaş yavaş, Ekşiş'in üzgün yüz ifadesi değişmeye başladı. Arada bir gülümsemeler beliriyordu. Ama hâlâ çok ekşiydi. Bir gün, Bız Bız aklına harika bir fikir geldi. Nektar toplarken, farklı çiçeklerden aldığı özlerin hepsinin tadının aynı olmadığını biliyordu. Belki de özel bir 'neşe nektarı' karışımı yapabilirdi!
Bız Bız, en tatlı leylak çiçeklerinden, en ferahlatıcı nane yapraklarından ve güneşte iyice olgunlaşmış yaban mersinlerinden özenle nektar topladı. Bu nektarları, minik bir çiçek yaprağından yaptığı kapta karıştırdı. İçine, arkadaşlığın sıcaklığını, gülümsemenin güzelliğini ve paylaşmanın keyfini kattı. Bu, sıradan bir bal karışımı değildi; bu, bir 'kalp balı'ydı. Karışımı Ekşiş'e götürdü. "Bu, senin için özel bir iksir, Ekşiş. İçinde hepimizin sevgisi var." Ekşiş, biraz çekinerek ama güvenerek, Bız Bız'ın yaprağın üzerine damlattığı birkaç damla balı emdi. O anda mucizevi bir şey oldu.
Ekşiş'in yüzündeki tüm hüzün bulutları dağıldı ve yerini ışıl ışıl bir gülümseme aldı. Keskin ekşi kokusu, hafif tatlı ve ferah bir kokuya dönüştü. Rengi daha canlı, daha parlak bir sarı oldu. "Vay canına!" diye sevinçle bağırdı Ekşiş. "İçimde sıcacık, tatlı bir his var! Artık kendimi ekşi ve mutsuz hissetmiyorum!" Bız Bız ve diğer arkadaşları sevinçle dans etmeye başladılar. Meğerse, Ekşiş'i tatlandıran şey, sihirli bir karışım değil, içindeki sevgi ve arkadaşlıktı. Bız Bız'ın getirdiği bal, sadece bunun bir sembolüydü. Ekşiş artık dünyanın en ekşi limonu değil, Çiçek Tarlası'nın en tatlı sürprizi olmuştu. Onun suyu artık diğer meyvelerle paylaşılıyor, mis gibi limonatalar yapılıyordu.
O günden sonra, Çiçek Tarlası'nda herkes bir ders öğrenmişti: Kimseyi dış görünüşüne ya da ilk verdiği tada göre yargılamamak gerektiğini. Bazen en ekşi görünen kalpler bile, biraz ilgi, biraz sabır ve bolca gerçek dostlukla bal gibi tatlanabilirdi. Bız Bız ve Ekşiş en iyi arkadaş oldular. Ekşiş, artık hüzünlü bir meyve değil, tarlanın neşe kaynağıydı. Bız Bız ise, sadece çiçeklerden değil, dostluktan da en tatlı balın nasıl yapıldığını öğrenmişti. Ve onların bu hikayesi, rüzgarın kanatlarında tüm dünyaya yayıldı: Gerçek tatlılık, paylaşıldığında ve sevgiyle yoğrulduğunda ortaya çıkar.