
Bir zamanlar, güneşin her sabah altın rengi ışıklarını saçtığı, çiçeklerin rengârenk açtığı şirin bir köyde, Pamuk adında beyaz tüylü, sevimli bir keçi yaşardı. Pamuk, diğer keçilerden biraz farklıydı. O, kendisinin bir keçi değil de, uzak çiftlikte otlayan iri, sakin ineklerden biri olduğunu düşünüyordu. Bunun sebebi, bir gün dere kenarında su içerken suyun yansımasında kendi beyaz tüylerini görmüş ve 'Ben de tıpkı o inekler gibi beyazım!' diye sevinmişti. O günden sonra, 'Möö!' diye ses çıkarmaya, yavaş yavaş yürümeye ve çimenleri büyük bir ciddiyetle çiğnemeye başladı. Arkadaşları olan Zıpzıp Tavşan ve Cıvıldak Kuş onun bu haline çok şaşırır, 'Pamuk, sen bir keçisin, hoplayıp zıplamalısın!' derlerdi ama Pamuk onları dinlemezdi.

Bir gün, Pamuk, gerçekten bir inek gibi davranabilmek için uzaktaki çiftliğe gitmeye karar verdi. Yolda, tarlada oynayan köy çocukları onu görüp 'İnek keçi geliyor!' diye gülüşerek seslendiler. Pamuk bundan gurur duydu. Çiftliğe vardığında, kocaman, uysal inekler onu merakla süzdüler. Pamuk, heyecanla yanlarına yaklaşıp 'Merhaba ben de sizdenim, ben de bir ineğim!' diye mööledi. İneklerin en bilgesi olan Gürbüz, yavaşça başını sallayıp 'Senin tüylerin beyaz, evet, ama boynuzların ve o çevik bacakların bize benzemiyor. Hem neden zıplamıyorsun? Biz zıplayamayız' dedi. Pamuk, 'Ben zıplamak istemiyorum, ben sakin bir ineğim' diye ısrar etti ve ineklerin yanında oturmaya başladı.

Öğle vakti, çiftçi amca inekleri sağmaya geldi. Pamuk'u görünce şaşırdı, 'Aman, bu keçi neden burada?' diye mırıldandı. Sonra onu da sağmaya çalıştı ama Pamuk'tan süt gelmedi. Pamuk çok üzüldü. O sırada, bir inek yavrusu annesinin yanına koşup onu emmek istedi. Pamuk da onun gibi yapmaya çalıştı ama bu çok tuhafına gitti. Üstelik, ineklerin yediği kocaman ot yığınları Pamuk'un midenesini ağrıtmaya başladı. O, keçilerin sevdiği taze filizleri ve genç ağaç kabuklarını özlediğini fark etti. Ama yine de 'Ben bir ineğim' diye düşünmekten vazgeçmedi.

O akşam, çiftlikteki kediler fare kovalamaya, köpekler koşturmaya başlayınca, Pamuk içgüdüsel olarak heyecanlandı ve bir anda dört ayağının üzerinde sevimli bir zıplayış yaptı. İnekler bu hareketi görünce 'Aaa, sen gerçekten çok hoplayıp zıplıyorsun! Biz asla böyle yapamayız' dediler. Pamuk, 'Evet, yapabiliyorum... ama bu beni üzüyor, çünkü ben sizin gibi sakin olmak istiyorum' diye iç geçirdi. Yaşlı inek Gürbüz, nazikçe yanına yaklaşıp 'Sevgili Pamuk, her canlının kendine özgü yetenekleri ve güzellikleri vardır. Senin zıplaman, tırmanman, en dik yamaçlardaki lezzetli otlara ulaşman harika bir şey. Neden kendin olmaktan vazgeçiyorsun?' diye sordu. Bu sözler Pamuk'un kafasında yankılandı.
Ertesi sabah, Pamuk çiftlikten ayrılıp köyüne doğru yola koyuldu. Yolda, dik bir kayalığın tepesinde yetişen, lezzetli görünen bir ot gördü. İçinden bir dürtü, 'Oraya tırman ve onu ye!' diyordu. Önce direndi, 'İnekler tırmanmaz' diye düşündü. Ama sonra Gürbüz'ün sözlerini hatırladı. Bir denemeye karar verdi. Çevik bacakları ve keskin tırnaklarıyla kayaya tutundu ve birkaç sıçrayışta tepeye ulaştı! Otu yediğinde, tadı inanılmazdı. O an, kendisinin bir keçi olmanın ne kadar harika olduğunu anladı. Köye vardığında, Zıpzıp Tavşan ve Cıvıldak Kuş onu sevinçle karşıladı. Pamuk artık 'Möö!' demek yerine, coşkuyla 'Mee! Mee!' diye sesleniyor, hoplayıp zıplıyor, en yüksek yerlere tırmanıyordu. Kendi olmanın, kendi yeteneklerini sevmenin mutluluğunu keşfetmişti.

Pamuk'un hikâyesi köyde dilden dile dolaştı. Artık ona 'Beyaz Tüylü İnek Keçi' demiyor, sadece 'Neşeli Pamuk' diyorlardı. Pamuk, bazen yine çiftliği ziyarete gider, arkadaşı Gürbüz ile sohbet ederdi. Gürbüz ona sakinliğin güzelliğini, Pamuk da Gürbüz'e çevikliğin keyfini anlatırdı. Her ikisi de birbirinden farklı olmanın normal ve güzel olduğunu öğrenmişti. Pamuk, kendini olduğu gibi sevmenin, başkası gibi görünmeye çalışmaktan çok daha mutlu ettiğini anlamıştı. Ve o günden sonra, tüm genç keçilere ve hayvanlara şu öğüdü verirdi: 'Kendini sev, çünkü sen bir tanesin ve bunun için mükemmelsin!'