
Bir zamanlar, adı Deniz olan, gökyüzünü çok seven bir çocuk vardı. Deniz, en çok da bulutları izlemeyi severdi. Onların bazen bir kuzu, bazen bir gemi, bazen de dev bir pamuk şekeri gibi göründüğünü düşünürdü. Bir gün, en yumuşak, en kabarık bulutun üzerinde bir evin hayalini kurdu. 'Keşke,' dedi kendi kendine, 'bulutlardan bir ev yapabilseydim. Orada yaşamak ne kadar harika olurdu!' Bu düşünce o kadar güçlüydü ki, o akşam rüyasında, parlak renkli bir tüy yastığa benzeyen bir bulutun üzerinde durduğunu gördü. Rüyasında ona gülümseyen bir bulut, 'Hayal etmek, inşa etmenin ilk adımıdır, küçük mimar,' dedi.

Ertesi sabah Deniz, kararlıydı. Bahçedeki hamakta sallanırken, gökyüzündeki bulutlara nasıl şekil verebileceğini düşündü. Annesi ona bir bardak limonata getirdi ve 'Neyi bu kadar derin düşünüyorsun yavrum?' diye sordu. Deniz, 'Bulutlardan bir ev yapmak istiyorum anne!' dedi, gözleri parlayarak. Annesi gülümsedi ve 'Peki, bir ev yapmak için nelere ihtiyacın var?' diye sordu. Deniz düşündü: 'Temel, duvarlar, bir çatı, pencere ve bir kapı!' Annesi, 'Belki de önce onları nasıl şekillendireceğini bulmalısın,' dedi. İşte o anda Deniz'in aklına harika bir fikir geldi. Koşarak odasına gitti ve renkli kağıtlar, pamuklar, yapıştırıcı ve makas aldı.

Deniz, masasının başına oturdu ve bulut evinin bir modelini yapmaya başladı. Pamukları yumuşakçana yapıştırarak duvarları ve çatıyı oluşturdu. Mavi krepon kağıdından pencereler, kırmızı bir kapı yaptı. Evini süslemek için küçük çiçek çıkartmaları bile yapıştırdı. Bu sırada pencereden dışarı baktı ve ilginç bir şey fark etti. Gökyüzünde, tam da modelindeki gibi kabarık, şekillendirilmeye hazır görünen devasa bir beyaz bulut vardı. 'Belki de,' diye mırıldandı, 'bulutlar da hayal kurmayı sever.' O anda, hafif bir rüzgar esintiyle perdesini dalgalandırdı ve Deniz, bulutun yavaşça şekil değiştirdiğini, adeta bir köşk gibi görünmeye başladığını hayal etti.

Deniz, modelini bahçeye çıkardı ve onu gökyüzüne doğru kaldırdı. 'İşte benim hayalimdeki ev!' diye seslendi bulutlara. Güneş bulutun arkasından süzülürken, ışık huzmeleri pamuk evinin etrafında altın bir ışıltı oluşturdu. Deniz, gözlerini kırpıştırdı. Bulut yavaş yavaş, tıpkı modelindeki gibi, daha belirgin bir şekil almaya başladı gibi geldi ona. Sanki gökyüzündeki bulut, onun yaratıcı fikrinden ilham alıyordu. Bir kuş sürüsü geçti ve bulutun 'çatısının' etrafında daireler çizdi, adeta onu selamlıyor gibiydiler. Deniz, doğanın da onun hayaline katıldığını hissetti.

O günden sonra Deniz, her gün 'Bulutlu Köşkü'nü' izlemeye başladı. Bazen rüzgarla biraz değişir, bazen yağmurla yıkanıp bembeyaz olurdu. Deniz, artık sadece bir hayalperest değil, aynı zamanda gökyüzünün küçük bir gözlemcisi olmuştu. Bulutların nasıl oluştuğunu, neden şekil değiştirdiğini öğrendi. Arkadaşlarına da bulutlardan şekiller ve hikayeler yaratmayı öğretti. Hep birlikte çimenlere uzanır, gökyüzündeki değişen manzarayı izler, her bulut için yeni bir hikaye uydururlardı. Deniz'in ilk evi belki gökyüzündeydi, ama onun asıl yarattığı şey, tüm kalbiyle inandığı güzel bir hayal ve bu hayali paylaşmanın mutluluğuydu.

Bir yaz akşamı, ailesiyle balkonda otururken, gökyüzü turuncu ve pembenin muhteşem tonlarına büründü. Tam o sırada, 'Bulutlu Köşk' en güzel halini aldı, adeta altınla çerçevelenmiş gibiydi. Deniz'in annesi ona sarıldı ve 'Bak,' dedi, 'senin hayalin gökyüzünü ne kadar güzelleştirmiş. Bazen en gerçek evler, kalbimizde kurduklarımızdır.' Deniz gülümsedi. Evet, bulutlardan bir evde fiziken yaşayamazdı belki, ama her zaman orada, hayal gücünün sınırsız gökyüzünde, kendi bulutlu köşkünün mimarı olabileceğini biliyordu. Ve bu, onun için her şeyden daha değerliydi.