
Derin mavi okyanusun en renkli köşesinde, Mercan Şehri adında harika bir yer vardı. Burada denizatları okula gider, yengeçler mağazalarında alışveriş yapar, denizyıldızları ise parklarda oynardı. Bu şehrin en tatlı sakinlerinden biri de Damla adında küçük bir deniz yaratığıydı. Damla'nın gökkuşağı gibi parlayan pulları ve masmavi, kocaman gözleri vardı. Ama Damla'nın bir sırrı vardı: Yağmurdan çok korkardı! Her yağmur yağdığında, en sevdiği deniz kabuğu evinin içine saklanır, kulaklarını kapatır ve titrerdi. Arkadaşları onu dışarı çağırdığında, 'Yağmur damlaları çok sert düşüyor, beni yaralayabilir!' diye endişelenirdi.

Bir gün, Mercan Şehri'nin bilge kaplumbağası Tonti, Damla'yı yanına çağırdı. Tonti, okyanusun en eski ve en bilge sakinlerindendi. 'Damla,' dedi yumuşak bir sesle, 'Korkunun üstesinden gelmek için onu tanımalısın. Sana yağmurun gerçekte ne olduğunu göstermek istiyorum.' Damla biraz çekinerek Tonti'yi takip etti. Tonti onu okyanusun yüzeyine, sakin bir koya götürdü. Yukarıdan hafif bir çıtırtı sesi geliyordu. 'İşte,' dedi Tonti, 'Yağmur başlıyor. Ama bak, damlalar suya nasıl da nazikçe dokunuyor.' Damla, gözlerini kısarak yukarı baktı. İlk başta korktu ama Tonti'nin yanında olduğunu bilmek ona güç verdi.

O anda mucizevi bir şey oldu. Bir yağmur damlası suya düştü ve suyun altında küçük, hava kabarcığından bir çan şeklini aldı. Bu küçük çan, yumuşak bir 'pling' sesi çıkararak Damla'ya doğru süzüldü. Damla, şaşkınlıkla bu güzel şeye dokundu. Kabarcık, ona dokunur dokunmaz patladı ve içinden minik, ışıltılı bir mesaj çıktı: 'Merhaba! Ben Damla'yım, gökyüzünden geliyorum. Seninle arkadaş olmak istiyorum!' Damla'nın gözleri büyüdü. Yağmur damlaları canlıydı ve onlarla konuşabiliyordu! Daha fazla damla suya düştü ve her biri küçük kabarcık çanlar oluşturarak etrafında dans etti. Her biri kendini tanıttı: 'Ben Sulu'yum!', 'Ben Pıtır'ım!', 'Ben Çisili!'
Damla, yağmur damlalarının aslında ne kadar nazik ve eğlenceli olduğunu anlamaya başladı. Onlar gökyüzünden okyanusa uzun bir yolculuk yapmış küçük gezginlerdi. Sulu, 'Biz gökyüzü bulutlarından geliyoruz. Orada o kadar çok toplanıyoruz ki, sonunda aşağıya, dünyayı ziyaret etmeye karar veriyoruz!' diye anlattı. Pıtır ekledi, 'Çiçekleri sularız, nehirlere karışırız, sonunda da sizin harika okyanusunuza kavuşuruz. Burası bizim evimiz!' Damla artık korkmuyordu, hatta çok heyecanlanmıştı. Yağmur damlaları onun yeni arkadaşları olmuştu. Birlikte suyun içinde dans ettiler, şarkı söylediler ve oyunlar oynadılar.
Ertesi gün, Damla bütün Mercan Şehri'ni topladı. Denizatları, yengeçler, balıklar ve hatta utangaç ahtapot bile geldi. 'Arkadaşlar,' diye başladı Damla cesaretle, 'Size yeni arkadaşlarımı tanıştırmak istiyorum: Yağmur Damlaları!' Tam o sırada hafif bir yağmur başladı. Herkes merakla yukarı baktı. Damla, 'Korkmayın! Onlar bizim misafirlerimiz. Onlarla konuşun, dans edin!' dedi. İlk başta herkes tereddüt etti ama Damla'nın coşkusuna dayanamayıp denemeye başladılar. Kısa sürede tüm Mercan Şehri, yağmur damlalarının oluşturduğu kabarcık çanlarla şenlendi. Bilge Tonti gururla gülümsedi. 'Görüyorsunuz,' dedi, 'Bazen korktuğumuz şeyler, sadece tanımadığımız arkadaşlardır.'
O günden sonra, Mercan Şehri'nde yağmur hiçbir zaman korkulacak bir şey olmadı. Aksine, yağmur yağdığında büyük bir kutlama başlardı. Damla artık 'Yağmur Rehberi' unvanını almıştı. Yeni gelen deniz canlıları yağmurdan korktuklarında, Damla onlara yağmur damlalarını nasıl tanıyacaklarını ve onlarla nasıl arkadaş olacaklarını öğretirdi. Bir gün, Sulu adlı yağmur damlası ona, 'Artık gökyüzüne dönmem gerekiyor,' dedi üzüntüyle. 'Ama endişelenme, bir gün yine bulutlardan atlayıp seni ziyarete geleceğim!' Damla gülümsedi, 'Ben de seni her yağmurda arayacağım, arkadaşım.' Ve böylece, Damla'nın mavi macerası onu sadece korkularını yenmekle kalmayıp, gökyüzü ile okyanus arasında bir dostluk köprüsü kurmakla sonuçlandı.