
Ela, anneannesinin evinin tavan arasında keşfe çıkmıştı. Tozlu sandıkların arasında parlayan pirinç bir nesne dikkatini çekti. Yaklaştığında bunun eski, üzerinde karmaşık oymalarla süslü bir fotoğraf makinesi olduğunu gördü. Makinenin yanında bir not vardı: 'Sevgili torunum, anıları saklamak için değil, yeniden yaşamak için.' Ela makineyi eline aldığında, kadranında garip rakamların döndüğünü fark etti: 1955, 1978, 1992... ve en sonunda 'ŞİMDİ' yazıyordu. Merakla kadranı geriye çevirdi - 1992'ye getirdi. Deklanşöre bastığı anda odanın tozlu havası anında değişti, renkler canlandı ve kendisini hiç tanımadığı bir bahçede buldu.

Ela'nın ayaklarının altında çimenler vardı ve önünde genç bir kadın gülümseyerek ona bakıyordu. 'Merhaba küçük kız, sen de mi anneni bekliyorsun?' diye sordu kadın. Ela şaşkınlıkla etrafına bakındı. Burası anneannesinin bahçesiydi ama daha genç, daha renkliydi. Sonra kadının yüzündeki beni fark etti - bu genç halindeki anneannesiydi! Anneannesi Zeynep, Ela'ya elma şekeri uzattı. 'Benim küçük kızım da senin yaşlarında, şu an içeride uyuyor,' dedi gururla. Ela gözlerine inanamadı. Annesi mi? Makine onu annesinin çocukluğuna mı götürmüştü? Zeynep nine, Ela'ya bahçedeki çiçekleri gösterdi ve her birinin hikayesini anlattı. Ela, annesinin küçükken oynadığı salıncağa bindi, onun kokladığı gülleri kokladı. Bu anı yaşarken, fotoğraf makinesinin deklanşörü kendiliğinden yanıp söndü.

Ela makineyi tekrar eline aldı ve bu sefer kadranı 1978'e çevirdi. Aniden bahçe yerine bir sınıfta buldu kendini. Tahtada tebeşirle yazılmış matematik problemleri vardı. Sırada oturan çocuklardan biri gözlüklü, utangaç bir çocuktu. Öğretmen, 'Kerem, bu problemi tahtada çözer misin?' diye seslendi. Ela'nın gözleri açıldı - bu dedesiydi! Genç dedesi Kerem, tahtaya çıktı ve problemi çözdü. Ela, dedesinin ne kadar zeki olduğunu görünce gururlandı. Teneffüs zili çaldığında, Kerem bahçede tek başına otururken, Ela yanına gidip, 'Merhaba, ben Ela. Çok güzel çözdün problemi,' dedi. Kerem gülümsedi ve cebinden küçük bir daktilo anahtarlığı çıkardı. 'Teşekkür ederim. Büyüyünce yazar olmak istiyorum,' dedi. Ela, dedesinin çocukken bile hayallerinin peşinden koştuğunu öğrenince çok mutlu oldu.

Sonraki durağı 1955'ti. Kadranı çevirip deklanşöre bastığında, kendini bir sokakta buldu. Bisikletli çocuklar, top oynayanlar... Sonra bir evin önünde duran küçük bir kız gördü. Kız, elinde tahta bir oyuncak at sallıyordu ve gözleri doluydu. Ela yanına gidip neden üzgün olduğunu sordu. Küçük kız, 'Atımın ayağı kırıldı, tamir edemiyorum,' dedi. Ela, kızın yüzüne baktı - bu, çok genç halindeki büyük büyükannesiydi! Ela, cebinden çıkardığı küçük yapıştırıcıyla oyuncağı tamir etti. Büyük büyükannesi sevinçle atını sallarken, 'Sen bir sihirbaz mısın?' diye sordu. Ela gülümsedi, 'Hayır, sadece yardım etmek istedim.' O anda, zamanın ne kadar değerli olduğunu ve küçük yardımların bile nesiller boyu hatırlanabileceğini anladı.

Ela son kez makineye baktı ve kadranı 'ŞİMDİ' konumuna getirdi. Gözlerini açtığında yine tavan arasındaydı ama artık her şey farklıydı. Aşağıya, anneannesinin yanına koştu. Zeynep nine koltuğunda oturuyor, fotoğraf albümüne bakıyordu. Ela, 'Anneanne, sen gençken bahçende elma şekeri yerdin değil mi? Ve dedem matematik problemlerini çok severdi!' dedi heyecanla. Anneannesi şaşırdı, 'Bunları nereden biliyorsun yavrum?' Ela sihirli fotoğraf makinesini gösterdi. Zeynep nine gülümsedi, 'Ah, o makine... Ben de senin yaşındayken bulmuştum onu. Bana da büyükannemi göstermişti.' Ela anladı ki bu makine ailedeki tüm çocuklara geçmişini öğretmek için vardı. O günden sonra Ela, ailesinin hikayelerini daha dikkatle dinledi ve her anın değerini bildi. Sihirli fotoğraf makinesi ise bir sonraki meraklı çocuğu beklemek üzere, tavan arasındaki yerine saygıyla geri kondu.