
Bir zamanlar, güneşin pırıl pırıl parladığı, denizin mavisinin gökyüzüyle buluştuğu şirin bir sahil kasabasında, Ali adında meraklı bir çocuk yaşardı. Ali, en çok deniz kenarında oynamayı severdi. Bir gün, ailesiyle birlikte kumsala gitti. Kırmızı spor ayakkabılarını giymişti, çünkü koşmayı ve kumda iz bırakmayı çok seviyordu. Dalgaların şarkısını dinlerken, ayaklarını serin sulara soktu. Tam o sırada, beklenmedik bir büyük dalga geldi ve 'şlap!' Ali'nin sol ayağındaki ayakkabıyı denizin mavi derinliklerine doğru alıp götürdü! Ali şaşkınlıkla elini uzattı ama ayakkabı, minik bir kırmızı tekne gibi, uzaklaşıp gitti. 'Ayakkabım!' diye seslendi Ali, ama ayakkabı çoktan gözden kaybolmuştu.

Ali, tek ayakkabıyla kumsalda durmuş, ne yapacağını düşünüyordu. Üzgündü, çünkü o ayakkabıyı çok seviyordu. Tam o sırada, sudan sevimli bir yunusun kafası çıktı. Yunus, neşeyle sıçradı ve Ali'ye doğru yaklaştı. 'Merhaba küçük arkadaş!' dedi yunus, insan dilinde konuşabiliyordu. 'Senin ayakkabını gördüm, denizin altında bir maceraya atıldı. Onu bulmana yardım edebilirim, ama bu yolculukta bana katılmalısın.' Ali, heyecan ve biraz da merakla kabul etti. Yunus, Ali'yi sırtına aldı ve birlikte berrak suların altına daldılar.

Denizin altı, Ali'nin hayal ettiğinden daha renkli ve hareketliydi. Renkli balıklar sürüler halinde yüzüyor, mercanlar dans ediyor gibi sallanıyordu. Yunus, Ali'yi derinlere götürdü. İlk önce, bilge bir deniz kaplumbağasına rastladılar. Kaplumbağa, yavaşça başını sallayarak, 'Kırmızı bir ayakkabı gördüm, deniz yosunlarının arasında kayboluyordu,' dedi. Teşekkür edip yoluna devam ettiler. Sonra, parlak pulları olan bir balık sürüsü, ayakkabının bir mağaraya doğru sürüklendiğini söyledi. Ali, deniz altındaki bu güzellikleri görünce, ayakkabısını kaybetmenin üzüntüsü yerini meraka bıraktı.
Mağaraya yaklaştıklarında, Ali bir ses duydu: 'Cik cik! Bu garip kırmızı şeyi ben buldum!' Küçük bir deniz yıldızı, ayakkabının bağcıklarına tutunmuş, onu sallıyordu. Yanında, meraklı bir yengeç de etrafında dolaşıyordu. Yunus, nazikçe yıldıza yaklaştı. 'Bu, arkadaşım Ali'nin ayakkabısı,' dedi. 'Onu geri vermen iyi olur, çünkü Ali'nin ayakları üşüyor.' Deniz yıldızı, biraz düşündü ve 'Peki, ama önce bana karada nasıl bir yer olduğunu anlatır mısın?' diye sordu. Ali, kumsalı, ağaçları ve evini anlattı. Deniz yıldızı, anlattıklarından çok etkilendi ve ayakkabıyı nazikçe yunusa verdi.
Ayakkabıyı geri aldıklarında, Ali çok mutluydu. Ama deniz yıldızı ve yengeç biraz üzgün görünüyordu, çünkü Ali'nin gitmesini istemiyorlardı. Ali, onlara bir fikir verdi: 'Belki siz de beni ziyarete gelebilirsiniz! Sahile yakın yüzebilirsiniz, ben de size karadan hikayeler anlatırım.' Bu fikir herkesi neşelendirdi. Yunus, Ali'yi tekrar sırtına aldı ve yüzeye doğru yüzdüler. Kumsala çıktıklarında, Ali'nin ailesi onu bekliyordu. Ali, tek ayakkabıyla döndüğü için endişelenmişlerdi, ama o, harika macerasını anlattı. Ayakkabısını giydi ve denize doğru el salladı, yunus ve yeni arkadaşları da suyun altından neşeyle karşılık verdi.
O günden sonra Ali, her deniz kenarına gidişinde, suya doğru gülümsedi. Bazen, yunusun sırtını ya da deniz yıldızının parlak rengini görür gibi olurdu. Ayakkabısını kaybetmek, ona yeni arkadaşlar ve unutulmaz bir macera kazandırmıştı. Ailesine, 'Kaybolan şeyler bazen sürprizler getirebilir,' dedi. Ve bir daha ayakkabılarını denize kaptırsa bile, artık korkmuyordu, çünkü denizin altında onu koruyan dostları olduğunu biliyordu. Herkes, Ali'nin bu hikayesini dinlediğinde, denizin sadece su olmadığını, içinde sihirli bir dünya barındırdığını anlardı.