
Elif, büyükannesinin tavan arasını keşfetmeyi çok severdi. Burası, eski oyuncakların, sararmış fotoğrafların ve bilinmeyen hikayelerin saklandığı sihirli bir hazine sandığı gibiydi. Bir gün, bir köşede büyük bir örtüyle örtülmüş bir şey gördü. Merakla örtüyü çekti. Altından, kenarları sarmaşık desenleriyle işlenmiş, büyük ve eski bir ayna çıktı. Ayna o kadar parlaktı ki, sanki içinden bir ışık yayılıyordu. Elif heyecanla aynanın önüne geçti. Ama ayna onun yüzünü, saçlarını, elbisesini göstermiyordu! Onun yerine, aynanın içinde yumuşak, altın rengi, sıcacık bir ışık dalgalanıyordu, tıpkı bir güneş ışığı havuzu gibi.

Şaşkınlık içinde aynaya yaklaştı ve elini uzattı. Cam soğuk değil, ılıktı. Tam o sırada, aynanın içindeki ışık hafifçe titreşti ve yumuşak, müzikal bir ses duyuldu: "Merhaba Elif. Ben Yürek Aynasıyım. Dış görünüşleri değil, içindeki güzellikleri gösteririm." Elif'in gözleri kocaman açıldı. "İçimdeki güzellik mi?" diye mırıldandı. Ayna tekrar konuştu: "Evet. Bana bak. Ne görüyorsun?" Elif dikkatle baktı. Altın ışığın içinde, minik sahneler belirmeye başladı: Komşusuna taşımasında yardım ettiği için teşekkür eden yaşlı teyzenin gülümsemesi, düşen kuş yavrusunu yuvasına yerleştirirken hissettiği sevinç, kardeşini uyuturken söylediği ninni... Bunlar, dışarıdan görünmeyen, onun yüreğindeki iyilik anlarıydı.

Elif çok mutlu oldu. "Demek gerçek yüzüm, yaptığım bu iyi şeyler mi?" diye sordu. Ayna, ışığıyla onaylar gibi parladı. "Evet, sevgili çocuk. Dış görünüş geçicidir, değişir. Ama yüreğinle yaptıkların, seni sen yapan asıl ışıktır. Bu ışık, sen gülümsediğinde, yardım ettiğinde, sevdiğinde parlar." O günden sonra Elif, büyükannesinin tavan arasına sık sık çıktı. Kendini üzgün veya yalnız hissettiğinde, Yürek Aynası'nın önüne geçer ve içindeki iyilik ışığının yeniden parladığını görürdü. Ayna ona hiçbir zaman dış görünüşünü göstermedi, ama ona çok daha değerli bir şeyi, kendi içindeki güzelliği gösterdi.
Bir gün, okuldan yeni taşınan ve biraz utangaç olan Arda ile tanıştı. Diğer çocuklar onun sessizliğiyle alay ediyorlardı. Elif, aynanın ona öğrettiklerini hatırladı. Dış görünüşe değil, içindeki ışığa bakmalıydı. Arda'ya gülümsedi ve onunla oynamayı teklif etti. Arda'nın yüzü aydınlandı ve aslında ne kadar eğlenceli hikayeler anlatabildiğini gösterdi. Elif o akşam aynanın yanına gittiğinde, ayna her zamankinden daha parlak bir ışıkla parlıyordu. İçinde, Arda'nın mutlu gözleri ve kendi açık kalpli gülümsemesi vardı. Ayna fısıldadı: "Gördün mü? Gerçek yüzünü göstermen, başkalarının da içlerindeki ışığı bulmalarına yardım etti. İşte bu, en büyük güzellik."
Zaman geçti, Elif büyüdü ama aynanın dersi hep yüreğinde kaldı. Kendi çocukları olduğunda, onlara da büyükannesinin tavan arasındaki sihirli aynanın hikayesini anlattı. "İnsanlar bazen aynalara bakıp saçlarının, giysilerinin nasıl göründüğüne takılırlar," dedi. "Ama asıl önemli olan, yürek aynamıza bakmaktır. O ayna, ne kadar nazik, yardımsever ve sevgi dolu olduğumuzu gösterir. İşte gerçek yüzümüz, gerçek güzelliğimiz budur." Ve o gün, çocuklarıyla birlikte tavan arasına çıktılar. Ayna hâlâ oradaydı ve Elif'in çocukları ona dokunduğunda, onlar için de yumuşak, sıcacık bir altın ışık parladı. Çünkü iyiliğin ışığı asla sönmez, yürekten yüreğe geçerek hep parlamaya devam eder.