
Bir zamanlar, Anneokulu adında sevimli bir köy vardı. Bu köydeki çocuklar her akşam gökyüzünü izlemeyi çok severdi. Bir yaz gecesi, minik Ayşe penceresinden yıldızlara bakarken, gökyüzünde parlak bir iz gördü. Bu, yavaşça süzülen küçük bir göktaşıydı! Göktaşı, köyün kenarındaki çiçek tarlasına usulca indi, bir kar tanesi kadar yumuşak. Sabah olunca, çocuklar heyecanla tarlaya koştular. Göktaşı hâlâ hafifçe ışıldıyordu ve üzerinde minik, gümüş rengi desenler vardı. En ilginci, tam ortasında küçük bir çatlak oluşmuştu ve içinden tatlı, ılık bir ışık sızıyordu.

Çocuklar merakla göktaşının yanına dizildiler. Aralarından en cesuru olan Can, yavaşça çatlağı araladı. İçinde, tıpkı bir minik yıldız gibi parlayan, gökkuşağı renklerinde bir tohum vardı! Tohum, elmas kadar parlaktı ve dokununca hafifçe titreşiyordu. Çocuklar ne yapacaklarını bilemediler. Sonra, köyün bilge büyükannesi Gül Nine geldi. Tohumu eline alıp gülümseyerek, 'Bu, çok özel bir hediye. Gökyüzünden gelen bir tohum. Onu sevgiyle toprağa ekmeliyiz,' dedi. Hep birlikte, tarlanın en güzel yerine, bir meşe ağacının gölgesine minik bir çukur kazdılar. Tohumu nazikçe yerleştirip üzerini bereketli toprakla örttüler.

Çocuklar, tohumun büyümesi için her gün sırayla ona su verdiler, şarkılar söylediler ve güzel şeyler anlattılar. Bir hafta sonra, topraktan minik, gümüş yapraklı bir filiz çıktı! Filiz, her gece yıldızlar görününce biraz daha büyüdü ve yaprakları ay ışığında parlıyordu. Bir ay sonra, filiz, boyları çocuklara kadar uzanan, ışıltılı bir fidan olmuştu. Fidanın dallarında, minik kristal gibi tomurcuklar belirdi. Çocuklar sabırsızlıkla çiçek açmasını beklediler. Derken, bir dolunay gecesi, tomurcuklar usulca açılmaya başladı. Açılan çiçekler, gökyüzündeki takımyıldızlar gibi biçimlenmişti ve her biri farklı bir pastel renkte parlıyordu: pembemsi, mavimsi, lavanta rengi.
Bu çiçeğe 'Yıldız Çiçeği' adını verdiler. Yıldız Çiçeği sadece güzel değildi; özel bir özelliği vardı. Hafifçe dokunulduğunda, yumuşak, huzur verici bir melodi yayıyordu, rüzgarın şarkısı gibi. Köydeki herkes, özellikle de üzgün veya yorgun hissedenler, çiçeğin yanına gelip onun melodisini dinlerdi ve kalpleri neşeyle dolardı. Çiçek, aynı zamanda etrafındaki bitkilerin de daha canlı büyümesini sağlıyordu. Tarla, rengârenk çiçeklerle doldu ve kelebekler, uğur böcekleri buraya akın etti. Anneokulu Köyü, daha da mutlu ve renkli bir yer haline geldi.
Zamanla, Yıldız Çiçeği'nden olgunlaşan minik, ışıltılı tohumlar oluştu. Çocuklar, bu tohumları toplayıp köyün her yanına, hatta diğer köylere bile ektiler. Her tohum, bulunduğu yere biraz sihir ve neşe getirdi. Ayşe ve Can, göktaşının geldiği geceyi asla unutmadılar. Bu macera onlara en büyük dersi öğretti: Bazen en harika hediyeler, en beklenmedik yerlerden, gökyüzü gibi uzaklardan gelebilir. Önemli olan, bu hediyeleri merak, sevgi ve paylaşmayla büyütmektir. Ve o günden sonra, Anneokulu'ndaki her çocuk, gökyüzüne baktığında, yıldızların arasında dostluk ve umut tohumları taşıyan minik ışıklar hayal etti.