
Elif, pencereden dışarı baktı ve gözlerine inanamadı. Gökyüzünde her zamanki gibi parlak ve renkli bir gökkuşağı yerine, bir rengi eksik soluk bir gökkuşağı vardı. Yeşil renk kaybolmuştu! Hemen annesine koştu. 'Anne, anne! Gökkuşağı hasta olmuş, yeşil rengini kaybetmiş!' dedi heyecanla. Annesi gülümseyerek, 'Belki de yeşil renk biraz dinlenmek istemiştir. Onu bulmak için bir maceraya çıkmak ister misin?' diye sordu. Elif'in gözleri parladı. Hemen küçük macera çantasını hazırladı. İçine bir büyüteç, bir not defteri ve en sevdiği atıştırmalıkları koydu. Yeşil rengi bulmak için yola koyulmaya hazırdı.

Elif, önce bahçelerine gitti. Belki yeşil renk, annesinin yetiştirdiği çiçeklerin arasına saklanmıştı. Büyüteciyle her yaprağı, her çiçeği dikkatle inceledi. Salatalıklar parlak yeşildi, marullar yemyeşildi ama onlar zaten yerindeydi. Kayıp olan, gökkuşağının özel, ışıltılı yeşiliydi. Tam umudunu kaybettiği sırada, küçük bir serçe yanına kondu. 'Cik cik! Yeşili mi arıyorsun?' diye tweet attı. 'Evet!' diye cevap verdi Elif şaşkınlıkla. 'Onu en son ormanda, yaşlı çınar ağacının yanında gördüm,' dedi serçe ve uçup gitti. Elif, serçenin peşinden ormana doğru yürüdü.

Ormana vardığında, hava biraz serin ve sessizdi. Yaşlı çınar ağacını buldu. Ama etrafta ışıltılı bir yeşil renk yoktu. Yapraklar hışırdıyordu. 'Merhaba küçük maceracı,' dedi yaşlı çınar ağacı yavaşça. 'Yeşil renk burada değil. Ama bana ormanın derinliklerinde, şelalenin yanında mutsuz olduğunu söyledi. Kendini yararsız hissediyormuş.' Elif üzüldü. Nasıl olurdu? Yeşil, dünyanın en güzel renklerinden biriydi! Şelaleye doğru yola çıktı. Yolda, rengarenk kelebekler ona eşlik etti.
Şelalenin gürültüsü uzaktan duyuluyordu. Su, kayalardan aşağı beyaz köpüklerle düşüyordu. Ve orada, şelalenin kenarında, minik, ışıltılı bir yeşil ışık topunun oturup ağladığını gördü. 'Merhaba,' dedi yavaşça Elif. Yeşil renk irkildi. 'Beni bulmana gerek yoktu. Kimse beni özlemiyor. Gökkuşağında mavi gökyüzü var, kırmızı çilekler var, sarı güneş var. Ama ben... ben sadece yeşilim. Otlar ve yapraklar zaten yeşil.' Elif, yeşil rencin yanına oturdu. 'Ama sen olmadan dünya eksik kalır,' dedi içtenlikle. 'Sen olmadan bahar gelmez, ağaçlar canlanmaz, karpuzlar kıpkırmızı içlerini senin kabuğunla saklayamaz. Sen büyümenin, huzurun ve umudun rengisin.'
Yeşil renk, Elif'in sözleriyle yavaş yavaş parlamaya başladı. 'Gerçekten mi? Ben bu kadar önemli miyim?' 'Tabii ki!' dedi Elif. 'Haydi, gel. Herkese seni ne kadar özlediğimizi göstereceğiz.' Elif, avucunu açtı. Yeşil renk, minik bir yıldız gibi onun avucuna kondu. Birlikte ormandan çıktılar. Yolda gördükleri her yeşil şey -çimenler, yapraklar, bir kurbağa- sevinçle parıldadı. Yeşil renk gittikçe daha da güçleniyor, daha da ışıldıyordu.
Elif'in evine vardıklarında, gökyüzü onları bekliyor gibiydi. Elif, avucundaki yeşil renci gökyüzüne doğru kaldırdı. 'Haydi, evine git!' dedi. Yeşil renk, bir ışık hüzmesi gibi fırlayıp, eksik olduğu yere, gökkuşağının tam ortasına yerleşti. ANİDEN, gökkuşağı tüm ihtişamıyla parladı! Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor... Hepsi bir arada, gökyüzünü süsledi. Her yerden sevinç çığlıkları yükseldi. İnsanlar pencerelerden bakıp gülümsüyordu. Elif, evine, annesinin kollarına koştu. 'Başardım anne! Yeşil renk evinde ve çok mutlu!' O akşam, gökyüzünde çift gökkuşağı belirdi. Biri her zamanki yedi renkli gökkuşağı, diğeri ise tüm renklerin yeşile çalan ışıltılı bir teşekkürüydü. Ve Elif, o günden sonra, hiçbir rengin gereksiz olmadığını, hepsinin dünyayı güzelleştirmek için bir arada çalıştığını asla unutmadı.