
Can, pencerenin önünde oturmuş, güneşin batışını izliyordu. O gün okulda mimarlık hakkında bir belgesel izlemişlerdi ve aklı hep gökdelenlerde, köprülerdeydi. Annesi ona bir kutu lego getirdi ama Can'ın gözleri, odanın duvarına vuran gölgelere takılmıştı. Perdelerin arasından süzülen güneş ışığı, sandalyenin, masanın, kitaplığın uzun gölgelerini duvara yansıtıyordu. Can birden ayağa fırladı. 'Gölgelerden de ev yapılabilir!' diye düşündü heyecanla. Ellerini birleştirip duvara doğru tuttu. Parmaklarını hareket ettirince, duvarda bir kuş gölgesi belirdi. Sonra ellerini farklı şekillere sokarak bir köpek, bir tavşan yaptı. Ama Can'ın aklında daha büyük bir proje vardı: Gölgelerden bir şehir kurmak!

Ertesi gün, Can okuldan koşa koşa eve geldi. Çantasından renkli kartonlar, makas ve bant çıkardı. Annesine 'Bugün çok önemli bir projem var!' dedi gözleri parlayarak. Odasının perdelerini tamamen kapattı, sadece el fenerini açtı. El fenerinin ışığını duvara tuttu ve kartonlardan kestiği şekilleri ışığın önünde hareket ettirmeye başladı. Önce kare bir kartonla bir pencere gölgesi yaptı. Sonra üçgen bir kartonla çatı. Birkaç dikdörtgenle de duvarlar... Ve işte! Duvarda minik bir ev gölgesi belirdi. Can sevinçle zıpladı. 'Gölge mimarı oldum!' diye bağırdı. Ama ev yalnızdı. Can düşündü: 'Bir eve komşular gerek!'

Can, ertesi hafta sonu bahçeye çıktı. Güneş tam tepedeydi ve her şeyin keskin gölgeleri vardı. Ağaçların gölgeleri uzun yol gibiydi. Çiçeklerin gölgeleri rengarenk bahçeler gibi. Can'ın aklına harika bir fikir geldi. Bahçedeki eşyaları kullanarak gölge şehri kurabilirdi! Önce bahçe sandalyesini devirdi, gölgesi bir köprüye benzedi. Sonra lego kutusunu açtı, legoları güneşe doğru tutarak minik bina gölgeleri yaptı. Kardeşi Ela da ona katıldı. Birlikte taşlardan, yapraklardan, oyuncaklardan yararlanarak gölge yollar, gölge parklar, gölge oyun alanları yaptılar. Bahçenin zemini, güneşin yardımıyla tam bir gölge şehrine dönüşmüştü!
Bir akşamüstü, Can pencerede otururken bulutlar güneşi kapattı ve gölgeler kayboldu. Can üzüldü. 'Gölge şehrim gitti!' dedi hüzünle. Tam o sırada odanın kapısı açıldı ve babası içeri girdi. 'Neden üzgünsün Can?' diye sordu. Can olanları anlattı. Babası gülümsedi. 'Gölgeler geçicidir, ama senin hayal gücün kalıcı' dedi. Sonra cebinden telefonunu çıkarıp bir uygulama açtı. 'Bak, bu uygulama ile sanal gölge şehri kurabilirsin. Işığı nereye istersen oraya koyabilir, gölgeleri dondurup saklayabilirsin.' Can'ın gözleri yeniden parladı. Birlikte uygulamada gölge şehirler kurmaya başladılar. Can en güzel gölge evlerini kaydetti, hatta bazılarını yazıcıdan çıkardı.
Can'ın gölge mimarlığı projesi okulda duyulunca, öğretmeni tüm sınıf için özel bir etkinlik düzenledi. 'Gölge Şehri Projesi' adını verdikleri bu etkinlikte her öğrenci kendi gölge evini tasarlayacaktı. Can sınıf arkadaşlarına gölge mimarlığının sırlarını öğretti: Işığın açısını değiştirince gölgenin boyunun nasıl değiştiğini, şeffaf ve opak malzemelerin gölgelerinin farkını, renkli camlarla renkli gölgeler yapmayı... Sınıf pencerelerini siyah kartonlarla kapattılar, projektörler ve el fenerleriyle aydınlattılar. Herkes kendi tasarımını sundu. Kimi gölgeden gökdelen, kimi gölgeden köprü, kimi gölgeden park yaptı. Sınıf adeta bir gölge şehrine dönüştü!
Yıl sonu okul şenliğinde, Can ve sınıf arkadaşları 'Gölge Şehri' sergisi açtı. Tüm okul, veliler, hatta mahalleden insanlar geldi. Karanlık bir odada, projektörler ve özel aydınlatmalarla kurdukları gölge şehrini gezdiler. Işık ve gölge oyunlarıyla yapılmış evler, ağaçlar, arabalar, hatta gölge insanlar vardı. Can, serginin girişinde küçük bir konuşma yaptı: 'Gölgeler bize her şeyin iki yüzü olduğunu öğretiyor. Işık varsa gölge de var. Ve biz gölgeleri korkulacak şeyler değil, güzel şeyler yapmak için kullanabiliriz.' Herkes alkışladı. Sergiyi gezenlerden biri, gerçek bir mimar olduğunu söyleyerek Can'ın yanına geldi ve 'Sen ileride büyük bir mimar olacaksın' dedi.
O yaz, Can ailesiyle tatile gitti. Otelin lobisinde büyük bir avize vardı ve avizenin ışığı zeminde harika desenler oluşturuyordu. Can hemen cebinden küçük not defterini çıkardı. Tatil boyunca gördüğü ilginç gölgeleri çizmeye başladı: Palmiye ağaçlarının uzun gölgelerini, deniz kabuklarının desenli gölgelerini, bulutların suya vuran hareketli gölgelerini... Eve döndüklerinde, Can'ın gölge defteri tam 50 sayfa dolmuştu. Babası ona özel bir dosya yaptı ve dosyanın kapağına 'Can'ın Gölge Mimarlığı Günlüğü' yazdı. Can, defterini her açtığında, gölgelerin ne kadar sihirli olabileceğini hatırlıyor ve gülümsüyordu. Belki bir gün gerçekten mimar olacak, belki de gölge sanatçısı. Ama şimdilik önemli olan, hayal gücünün ışığıyla gölgelerden harikalar yaratabilmekti.