
Bir zamanlar, küçük bir kasabada yaşayan, çok özel bir yeteneği olan yaşlı bir adam vardı. Adı Bay Rüya’ydı. Bay Rüya’nın en değerli şeyi, güneş vurduğunda yere düşen, upuzun, yumuşacık gölgesiydi. Ama onun gölgesi sıradan bir gölge değildi. İsterse, gölgesini bir ip gibi uzatabilir, onu bir yerlere bağlayabilir veya arkadaşlarına ödünç verebilirdi. Kasabanın çocukları, özellikle de Ayşe ve Can, Bay Rüya’yı çok severdi. Her öğleden sonra parktaki bankında oturur, etrafına toplanan çocuklara hikayeler anlatırdı. Bir gün, küçük Ayşe çok üzgündü. ‘Bay Rüya,’ dedi, ‘Bugün çok sıkıldım. Hep aynı oyunları oynuyoruz. Keşke daha renkli, daha sihirli bir yer olsa da orada oynasak.’ Bay Rüya gözlerini kırpıştırdı ve gülümsedi. ‘Peki, o zaman bugün gölgemi sana ödünç veriyorum, Ayşe. Bakalım bizi nereye götürecek?’

Bay Rüya, parmaklarını hafifçe oynattı ve gölgesi, yerden yumuşak bir şerit gibi kalkıp Ayşe’nin ayaklarının dibine uzandı. Ayşe, gölgenin ucuna heyecanla bastı. O anda, gölge parlak bir ışıkla renklendi ve sanki canlandı! Ayşe’nin gölgesi, Bay Rüya’nın gölgesine tutundu ve ikisi birlikte parkın kenarındaki büyük çınar ağacının gövdesine doğru uzayıp gitti. Gölgeler ağaca değdiği an, ağacın gövdesi mavi, mor ve pembe ışıklarla parıldayan bir kapıya dönüştü. ‘Haydi!’ dedi Bay Rüya, ‘Gölge bizi davet ediyor.’ Bütün çocuklar, merak ve heyecanla, birbirlerinin ellerini tutarak bu sihirli gölge kapıdan geçtiler.

Kapıdan geçtiklerinde kendilerini ‘Renkli Düşler Bahçesi’nde buldular. Burası inanılmaz bir yerdi! Çimenler turuncu ve yeşil çizgilidir, çiçekler şarkı söylüyordu ve gökyüzü, akşam yıldızlarıyla bezenmiş mor bir battaniyeydi. En harikası, buradaki her şeyin bir de gölge arkadaşı vardı. Bir kuşun gölgesi başka bir kuşla uçuyor, bir çiçeğin gölgesi başka bir çiçekle dans ediyordu. Bay Rüya, ‘Burada, gölgeler özgürdür,’ diye açıkladı. ‘Onlar sahiplerinin en mutlu düşlerini taşır. Benim gölgem de bir köprü görevi görerek, sizin düşlerinizi bu bahçeye getirdi.’ Can, ‘Peki biz de gölgelerimizle oynayabilir miyiz?’ diye sordu. ‘Elbette!’ dedi Bay Rüya, ‘İsterseniz onlara şekil verebilir, onlarla saklambaç oynayabilirsiniz.’
Çocuklar hemen oynamaya başladı. Ayşe, düşünerek gölgesini bir kelebeğe dönüştürdü. Gölge kelebek, turuncu çimenlerin üzerinde uçup, gerçek kelebeklerle dans etti. Can ise gölgesini uzatıp bir köprü yaptı ve şarkı söyleyen çiçeklerin üzerinden geçti. Diğer çocuklar da gölgelerini zıplayan tavşanlara, yüzen balıklara, hatta uçan gemilere dönüştürdü. Herkes çok eğleniyordu. Bay Rüya, bir kenarda oturup onları izledi ve yüzünde mutlu bir gülümseme vardı. Gölgesi ise hala ağaçtaki kapıya uzanan ince, parlak bir yol gibi duruyordu; hem onları buraya bağlıyor, hem de istedikleri zaman geri dönebileceklerini hatırlatıyordu.
Zaman çabuk geçti ve bahçedeki yıldızlar daha da parlak parlamaya başladı. Bay Rüya, ‘Artık dönme vakti geldi, çocuklar,’ dedi nazikçe. ‘Ama üzülmeyin. Gölgem her zaman burada, sizin renkli düşlerinizi taşımaya hazır.’ Çocuklar, biraz isteksizce de olsa, gölgelerini tekrar normal hallerine döndürdüler ve sihirli gölge köprüsünü takip ederek, çınar ağacındaki ışıklı kapıdan tekrar parklarına döndüler. Arkalarına baktıklarında, kapının yavaşça kaybolduğunu gördüler. Ama Bay Rüya’nın gölgesi hala bankın yanında, her zamanki gibi sıcak ve davetkardı. Ayşe, Bay Rüya’ya sarıldı ve ‘Teşekkür ederim! Artık asla sıkılmayacağımı biliyorum, çünkü hayal gücümün içinde de böyle bir bahçe olduğunu öğrendim,’ dedi. Bay Rüya, ‘Aferin, işte en önemli sır bu,’ diye fısıldadı. Ve o günden sonra, kasabanın çocukları, gölgelerin sadece birer karanlık iz olmadığını, onların aslında paylaşılabilecek, oynanabilecek ve düşleri besleyebilecek sihirli dostlar olduğunu hep hatırladılar.