
Lina, her zaman diğer çocuklardan biraz farklıydı. Diğerleri oyun parkında kaydıraktan kayarken, o çimenlere uzanır, bulutları izler ve onların şekillerinden hikayeler uydururdu. Annesi ona 'Hayalperest Lina' derdi. Bir gün, en sevdiği ağacın altında uzanırken, gözlerini kapattı ve her zamanki gibi hayal kurmaya başladı. Bu sefer, zihninde parlak, ışıltılı renklerden oluşan bir kapı canlandı. Kapı, sanki binlerce küçük yıldızdan yapılmış gibi parlıyordu. Gözlerini açtığında, inanamadı! Tam önünde, ağacın gövdesinde, hafifçe titreşen ve ışık saçan tam da hayal ettiği gibi bir kapı vardı. Sadece bir anlığına görünüp sonra kaybolmuştu, ama Lina onu gördüğünden emindi.

Ertesi gün, Lina heyecanla okula gitti ve en iyi arkadaşı Can'a gördüklerini anlattı. 'Sadece hayal edenler görebilirmiş!' dedi coşkuyla. Can biraz şüpheciydi. 'Belki de güneş gözlerini aldatmıştır,' diye düşündü. Teneffüste, Lina Can'ı bahçeye çıkardı. 'Gel, sen de dene. Gözlerini kapat ve en mutlu olduğun yeri hayal et.' Can gözlerini kapattı. Futbol oynadığı sahayı, gol attığı anı düşündü. Gözlerini açtığında, Lina'nın yüzündeki heyecanı gördü. 'Gördün mü?' diye fısıldadı Lina. Can başını salladı, 'Hayır, ama... senin hayal ettiğin kapıyı merak ediyorum.' Lina, 'Belki de herkesin kapısı farklıdır. Senin kapın futbol kalesi şeklinde olabilir!' dedi gülerek.

O akşam, Lina odasında oturmuş, gizli kapıyı tekrar nasıl göreceğini düşünüyordu. Annesi içeri girdi ve ona sıcak bir kakao getirdi. 'Anne,' dedi Lina, 'eğer bir şeyi gerçekten çok istersen ve onun için hayal kurarsan, o gerçek olur mu?' Annesi yanına oturdu. 'Sevgili Lina, hayal kurmak, gerçeği yaratmanın ilk adımıdır. Büyük mucitler, kaşifler, önce hayal ettiler. Ama hayal etmek yetmez, ona inanmak ve belki de biraz sabırla beklemek gerekir.' Bu sözler Lina'nın içini ısıtmıştı. Belki de kapıyı görmek için sadece hayal etmek değil, ona inanmak da gerekiyordu.

Birkaç gün sonra, okulda resim dersi vardı. Öğretmenleri, 'Hayalinizdeki en güzel yeri çizin,' dedi. Lina hemen fırçalarına sarıldı. Kağıda, rengarenk çiçeklerle dolu bir tarlayı, ortasında ışıldayan gizli kapıyı ve kapının ardında uçan kitapların, konuşan hayvanların olduğu bir dünyayı çizdi. Can ise dev bir futbol stadyumu çizdi. Herkes resimlerini bitirdiğinde, öğretmen hepsini duvara astı. Lina'nın resmine bakan diğer çocuklar, 'Vay canına, bu kapı gerçekten var mı?' diye sormaya başladı. Lina, 'Siz de gözlerinizi kapatıp onu hayal ederseniz, belki görürsünüz,' dedi.

O hafta sonu, Lina ve Can, parktaki ağacın yanında buluştu. Birlikte, gözlerini kapattılar. Lina, kapıyı ve ardındaki harika dünyayı düşündü. Can ise, Lina'nın anlattığı bu dünyayı görmeyi çok istediğini hayal etti. Bir süre sonra, ikisi de aynı anda gözlerini açtı. Ve işte oradaydı! Ağacın üzerinde, Lina'nın çizdiğine tıpatıp benzeyen, ışıkla örülmüş, üzerinde minik yıldızlar dans eden bir kapı. Bu sefer sönmüyor, ışıldamaya devam ediyordu. 'Görüyor musun?' diye fısıldadı Lina. Can'ın gözleri kocaman açılmıştı, 'Evet! Gerçekten görüyorum!' Kapı, onları içeri davet eder gibi hafifçe parlıyordu.

Lina, yavaşça elini uzattı ve kapının yüzeyine dokundu. Kapı, dokunulunca suya atılan bir taş gibi halka halka renkler yaydı. Can da ona katıldı. Kapı sessizce aralandı. İçerisi, Lina'nın hayal ettiğinden bile güzeldi. Yeşil çimenler üzerinde rengarenk çiçekler, havada uçuşan kitaplar (sayfaları çırpınan kelebekler gibiydi), ve dost canlısı görünen konuşan tavşanlar, sincaplar vardı. Hava, mutluluk ve macera kokuyordu. Bu, Hayaller Diyarı'ydı.
İçeri girdiklerinde, minik, yumuşak sesli bir tavşan onları karşıladı. 'Hoş geldiniz, Hayalperestler! Burası, kalbi saf ve hayalleri güçlü olanların girebildiği yerdir. Burada, her hayaliniz bir maceraya dönüşebilir. Ama unutmayın, buradaki her şey, onu besleyen hayaliniz kadar gerçektir.' Lina ve Can, gözlerine inanamıyordu. Birlikte, uçan kitaplardan birine bindiler, çiçeklerle konuştular ve bulutlardan yapılmış bir kale inşa ettiler. Can, hayal ettiği dev futbol topunu yarattı ve tavşanlarla maç yaptı. Her an daha da neşeli ve harikuladeydi.
Ancak, gün batmaya başladığında, tavşan onları uyardı: 'Hayaller Diyarı, gün ışığında ve açık kalplerde parlar. Şimdi geri dönme zamanı. Ama kapı her zaman sizin için açık kalacak, yeter ki onu hayal etmeye ve ona inanmaya devam edin.' Lina ve Can, biraz üzülseler de anladılar. Kapıya doğru yürüdüler ve tekrar dokundular. Parktaki ağacın altında, birbirlerine bakarak gözlerini açtılar. Güneş batıyordu ve kapı gitmişti, ama içlerindeki sıcaklık ve mutluluk hala duruyordu. O andan sonra, Lina ve Can'ın sırrı oldu bu kapı. Bazen diğer arkadaşlarına da anlatıyor, onları da hayal kurmaya davet ediyorlardı. Kim bilir, belki bir gün onlar da kendi gizli kapılarını göreceklerdi. Çünkü en büyük sır şuydu: Gizli kapı asla kaybolmaz, sadece onu görmek isteyen gözler için bekler.