
Bir zamanlar, Gökkuşağı Ormanı'nda yaşayan küçük bir çocuk varmış. Adı Can'mış. Can, her gün ormanda keşfe çıkmayı çok severmiş. Bir gün, daha önce hiç görmediği bir patikadan yürürken, rengarenk çiçeklerle çevrili, üzerinde gülümseyen yüzler olan tuhaf bir kapı görmüş. Kapının üzerinde, 'Sadece gülünce çalışırım' yazıyormuş. Can, merakla kapıya yaklaşmış ve elini uzatmış, ama kapı açılmamış. Sonra yazıyı hatırlayıp kocaman gülümsemiş. O anda, kapı yavaşça ışıldayarak açılmış!

Kapıdan içeri girdiğinde, Can kendini Sihirli Gülümseme Bahçesi'nde bulmuş. Burası, her yerin parlak renklerle kaplı olduğu, havada uçuşan baloncukların içinden kahkaha seslerinin geldiği bir yermiş. Çimenler yumuşacıkmış ve üzerinde minik, sevimli hayvanlar oynuyormuş. Can, hemen bir tavşanla bir sincapla tanışmış. Onlara kapıyı nasıl açtığını anlatmış. Tavşan, 'Burada her şey gülümsemeyle çalışır!' demiş. Sincap da, 'Evet, mesela şu çiçeğe bak!' diyerek, mor bir çiçeğe doğru gülümsemiş. Çiçek hemen daha da büyümüş ve üzerinde şekerlemeler belirmiş!

Can, bahçede dolaşırken, bir köşede üzgün duran minik bir kirpi görmüş. Adı Pıtırmış. Pıtır, en sevdiği oyuncağı olan kırmızı topunu kaybetmiş ve bu yüzden gülümseyemiyormuş. Can, ona yardım etmek istemiş. Birlikte topu aramaya başlamışlar. Önce çiçeklerin arasına bakmışlar, sonra ağaçların dallarını kontrol etmişler. Ama top yokmuş. Can, Pıtır'ın üzüntüsünü görünce, ona komik bir yüz yapmış ve 'Belki de top senin gülümsemeni bekliyordur!' demiş. Pıtır, bu söze biraz gülümsemiş.

Tam o sırada, yakındaki bir çalının altından hafif bir ses gelmiş. Can ve Pıtır koşup bakmışlar. Kırmızı top ordaymış! Ama top, sihirli bir şekilde, üzerinde gülen bir yüz olan canlı bir topa dönüşmüş. Top, 'Beni buldunuz! Ama beni almak için hep birlikte gülümsemelisiniz!' demiş. Can, Pıtır'a bakmış ve ikisi de kocaman gülümsemiş. Top hemen zıplayarak Pıtır'ın kollarına atlamış. Pıtır o kadar mutlu olmuş ki, kahkahalar atarak gülmeye başlamış. O anda, tüm bahçe daha da parlak bir ışıkla dolmuş.

Mutlulukla oynarlarken, bahçenin bekçisi olan Bilge Baykuş gelmiş. Baykuş, 'Gülümseme, bu diyarın en güçlü sihridir. Sadece kapıyı değil, kalpleri de açar.' demiş. Can'a, bu sihri her zaman yanında taşıması için minik, ışıldayan bir gülümseme rozeti vermiş. Can, rozeti göğsüne takmış ve teşekkür etmiş. Sonra, arkadaşlarıyla vedalaşıp, sihirli kapıya doğru yürümüş. Gülümseyerek kapıdan geçmiş ve kendi ormanına dönmüş. Artık biliyormuş ki, ne zaman bir zorlukla karşılaşsa, gülümsemek en iyi çözümmüş.

Can, evine döndüğünde, anne ve babasına macerasını anlatmış. Onlar da çok şaşırmış ve gülümsemenin gücüne inanmış. Ertesi gün, Can okulda, sınıf arkadaşlarına da sihirli kapıyı ve gülümsemenin önemini anlatmış. Hep birlikte, her sabah birbirlerine gülümseyerek güne başlamaya karar vermişler. Ve o günden sonra, Gökkuşağı Ormanı'ndaki herkes daha mutlu, daha neşeli olmuş. Sihirli kapı ise, sadece gerçekten içten gülümseyenleri beklemeye devam etmiş.