
Çok ama çok uzaklarda, dağların arasında saklı bir kasaba varmış. Bu kasabanın adı Işık Köyü'ymüş. Işık Köyü'nün en büyük sırrı ise gökyüzünde parlayan güneşiymiş. Bu özel güneş hiç batmaz, hep parlak ve sıcak kalırmış. Kasaba halkı bu duruma alışmış, gündüzleri çalışır, oyunlar oynar, ama geceleri de güneşin altında uyumaya çalışırlarmış. Çocuklar yıldızları hiç göremez, gece hayvanlarının seslerini hiç duyamazlarmış çünkü onlar için 'gece' diye bir zaman yokmuş.

Kasabanın en meraklı çocuğu Mina, bir gün büyükannesine sormuş: 'Büyükanne, neden güneşimiz hiç uyumuyor?' Büyükanne gülümseyerek anlatmaya başlamış: 'Sevgili Mina, çok çok eski zamanlarda, kasabamızı seven bir güneş ışını yeryüzüne düşmüş. O ışın öyle güzelmiş ki, güneş onu geri çağıramamış. O günden beri de bizimle kalmış. Ama bazen düşünüyorum, belki de güneş biraz dinlenmek ister.' Mina bu sözleri duyunca çok şaşırmış. Hiç güneşin yorulabileceğini düşünmemişmiş.

Mina ertesi gün en iyi arkadaşı Deniz'i bulmuş ve ona büyükannesinin anlattıklarını anlatmış. İkisi birlikte düşünmeye başlamışlar: 'Acaba güneş gerçekten yoruluyor mudur?' Deniz, 'Belki de ona biraz dinlenmesi için yardım etmeliyiz' demiş. Mina'nın aklına harika bir fikir gelmiş: 'Güneşe bir yatak yapalım! Böylece isterse biraz uyuyabilir.' İki arkadaş hemen işe koyulmuşlar. Bahçeden en yumuşak çiçekleri toplamış, tüylü bulutlar gibi pamuklar biriktirmişler.
Günlerce çalışmışlar ve sonunda dev bir güneş yatağı yapmışlar. Yatağın üzerine 'Dinlenmek İsteyen Güneşler İçin' yazmışlar. Ama bir sorun varmış: Bu yatağı nasıl gökyüzüne çıkaracaklarmış? Mina'nın aklına kuşlar gelmiş. Kasabada yaşayan rengarenk kuşlar belki yardım edebilirmiş. Bütün kuşları toplamışlar, onlara güneşin biraz dinlenmek isteyebileceğini anlatmışlar. Kuşlar önce şaşırmış, ama sonra bu fikri çok sevmişler.
Kuşlar, yatağı gagalarıyla tutup gökyüzüne doğru uçurmaya başlamışlar. Yavaş yavaş yükselmişler. Tam güneşin yanına geldiklerinde, güneş hafifçe titremiş. Mina aşağıdan seslenmiş: 'Merhaba Güneş! Biz senin biraz dinlenmen için yumuşak bir yatak getirdik. İstersen biraz uyuyabilirsin.' Güneş önce sessiz kalmış, sonra yavaşça ışığını biraz kısmış. Kuşlar yatağı güneşin altına yerleştirmişler. Güneş yatağa doğru hafifçe eğilmiş.
O anda mucizevi bir şey olmuş. Güneş yatağa yatmış ve ışığı yavaş yavaş sönmeye başlamış. Kasabada ilk kez hava kararıyormuş. Mina ve Deniz heyecanla gökyüzüne bakmışlar. Güneş uykuya dalmış ve yerini binlerce parlak yıldız almış. Ay, gümüş gibi parlayarak gökyüzünde belirmiş. Kasaba halkı pencerelerden bakmaya başlamış. İlk kez geceyi görüyorlarmış. Çocuklar yıldızları izlemiş, büyükler ayın ışığında sohbet etmiş.
Ertesi sabah, güneş dinlenmiş ve taze enerjiyle doğmuş. Ama artık her akşam güzelce batıp geceyi getiriyor, her sabah da tazelenmiş olarak doğuyormuş. Mina ve Deniz kasabanın kahramanları olmuşlar. Artık Işık Köyü'nde hem gündüzler hem geceler yaşanıyormuş. Çocuklar yıldızları saymayı öğrenmiş, gece hayvanlarının şarkılarını dinlemiş, ateş böceklerinin dansını izlemişler. Herkes anlamış ki, dinlenmek herkes için gerekliymiş - hatta güneş için bile!
Mina artık en sevdiği zamanın geceler olduğunu söylermiş. Ama gündüzleri de güneşin sıcaklığını çok severmiş. Büyükanne, Mina'yı kucaklayıp 'Sen sayende kasabamız dengeyi buldu. Bazen en büyük değişiklikler, en küçük ve meraklı kalplerden gelir' dermiş. Işık Köyü'nde artık her mevsim, her gün ve her gece ayrı bir güzellik yaşanırmış. Ve küçük Mina, büyüyünce tüm dünyaya denge ve uyumun önemini anlatacak hikayeler yazacağını hayal edermiş.