
Bir zamanlar, Gökkuşağı Ormanı'nda yaşayan minik bir kuş vardı. Adı Cıvıl'dı. Cıvıl, tüyleri kahverengi, gözleri iri ve parlak, sevimli bir kuştu. Ama bir farkı vardı: Cıvıl'ın kanatları çok küçüktü ve uçamıyordu. Diğer kuşlar gökyüzünde süzülürken, o hep aşağıda, yerde kalıyordu. Buna rağmen, Cıvıl gökyüzünü çok seviyordu. Bulutların şekillerini izler, güneşin doğuşunu ve batışını hayranlıkla seyreder, geceleri yıldızları sayardı. En büyük hayali, bir gün gökyüzüne çıkıp bulutlara dokunmaktı. Arkadaşları ona, 'Üzülme Cıvıl, belki bir gün kanatların büyür,' diye teselli ederlerdi. Ama Cıvıl sabırsızdı; beklemek istemiyordu. Bir gün, 'Ben de gökyüzüne çıkmanın bir yolunu bulmalıyım!' diye karar verdi.

Cıvıl, gökyüzüne çıkma fikriyle ormanda dolaşmaya başladı. Önce, en yüksek ağaca tırmanmayı denedi. Ağacın tepesine ulaştığında, kendini daha önce hiç olmadığı kadar yüksekte hissetti. Rüzgarı yüzünde hissetti, uçan kuşlara daha yakındı. Ama hâlâ gökyüzünde değildi. Sonra, bir sincap gördü. Sincap, ağaçlar arasında sıçrayarak hareket ediyordu. Cıvıl, 'Belki de zıplayarak gökyüzüne ulaşabilirim!' diye düşündü. Bir tepeden aşağı koşup zıpladı, ama sadece kısa bir süre havada kaldı ve yumuşak çimlere indi. Bu da işe yaramamıştı. Biraz üzgün, bir çiçeğin yanına oturdu. O sırada, bir kelebek yanından geçti. Kelebek, 'Neden üzgünsün küçük kuş?' diye sordu. Cıvıl, hikâyesini anlattı. Kelebek, 'Gökyüzü sadece kanatlılar için değil. Belki farklı bir yol bulabilirsin,' dedi ve uçup gitti. Cıvıl, bu sözler üzerine düşünmeye başladı.

Cıvıl düşünürken, ormanda yeni bir ses duydu: 'Fısss, fısss!' Bu, yaşlı ve bilge bir kaplumbağa olan Tontiş'ti. Tontiş, yavaşça yürüyerek Cıvıl'ın yanına geldi. 'Senin hayalini duydum, minik kuş,' dedi Tontiş. 'Bazen, en yükseğe çıkmak için en yavaş yoldan gitmek gerekir. Gökyüzüne ulaşmak için kanatlara ihtiyacın yok; sadece biraz yaratıcılık ve yardım gerekir.' Cıvıl merakla, 'Nasıl yani?' diye sordu. Tontiş, 'Ormanda, rüzgârın şarkı söylediği bir tepe var. Orada, gökyüzüne açılan sürprizler olabilir. Git ve orayı keşfet,' dedi. Cıvıl, hemen yola koyuldu. Tontiş'in tarif ettiği tepeye vardığında, burası rüzgârın uğultusuyla dolu, çiçeklerle kaplı bir yerdi. Ama gökyüzüne çıkacak bir şey göremedi. Tam umudunu kaybedecekken, yerde parlak, renkli bir ip gördü. İpi çekti ve bir balonun ucuna bağlı olduğunu fark etti! Balon, bir dala takılmıştı. Cıvıl, balonu daldan kurtardı.

Balon, kırmızı, mavi ve sarı renklerde, büyük ve parlaktı. Cıvıl, balonun ipini sıkıca tuttu. Birden, rüzgâr esti ve balon havalanmaya başladı! Cıvıl, ipi bırakmadı ve kendini yerden yükselirken buldu. Yavaş yavaş, ağaçların tepelerine, sonra da bulutlara doğru çıktı. Kalbi heyecanla çarpıyordu. Sonunda, gökyüzündeydi! Etrafına baktı: Bulutlar pamuk gibi yumuşaktı, kuşlar onun yanından geçiyor, güneş sıcaklığını hissettiriyordu. Cıvıl, 'İşte bu! Gökyüzüne ulaştım!' diye sevinçle öttü. Bir bulutun üzerine oturup dinlendi. Orada, uçan bir sincapla tanıştı. Sincap, 'Sen de mi balonla uçuyorsun? Ben de bazen böyle geziyorum!' dedi. Birlikte gökyüzünde süzülerek, Gökkuşağı Ormanı'nı yukarıdan izlediler. Cıvıl, nehrin parıltısını, çiçek tarlalarının renklerini gördü. Hayali gerçek olmuştu.

Cıvıl, gökyüzünde harika bir gün geçirdikten sonra, yavaşça aşağı inmeye başladı. Balonu, ormandaki bir çalıya yumuşakça indi. Arkadaşları, onu merakla bekliyordu. Cıvıl, başından geçenleri anlattı: Kanatları olmasa bile, yaratıcılık ve biraz yardımla gökyüzüne ulaşabildiğini söyledi. O günden sonra, Cıvıl balonunu sakladı ve her zaman gökyüzüne çıkmak istediğinde onu kullandı. Bazen diğer kuşlarla uçtu, bazen de uçamayan hayvan arkadaşlarını balonla gökyüzüne çıkardı. Tontiş Kaplumbağa'ya teşekkür etti ve onun sözlerini hiç unutmadı: 'Hayaller, farklı yollarla gerçek olabilir.' Cıvıl, artık üzülmüyordu. Kanatları küçük olsa da, kalbi gökyüzü kadar büyük ve özgürdü. Her gece, yıldızların altında, gökyüzünün herkese ait olduğunu düşünerek uyuyordu.