
Kış, Ormanlar Diyarı'nı tamamen beyaza bürümüştü. Karlar, ağaçları sıcacık bir battaniye gibi örtmüş, dereler donmuş, hayvanlar yuvalarında uykuya dalmıştı. Her yer sessiz ve beyazdı. Bir gün, bu sessizliğin ortasında, minik bir kar tanesi olan Lila, yavaşça süzülürken çok tuhaf bir şey gördü. Beyaz örtünün üzerinde, küçük, yeşil bir nokta ve onun üzerinde, parlak beyaz yaprakları olan bir çiçek! Bu, bir papatyaydı. Lila, şaşkınlıkla papatyanın yanına indi. 'Merhaba!' dedi neşeyle, 'Sen burada ne yapıyorsun? Bütün çiçekler uyuyor. Kış, çiçek zamanı değil!' Papatya, yapraklarını biraz daha dikleştirerek, 'Benim adım İnci,' dedi gururla. 'Ben açmak istedim, o yüzden açtım. Mevsimler beni durduramaz!' Lila çok merak etti. Bu kadar soğukta nasıl hayatta kalabiliyordu?

İnci, Lila'ya hikayesini anlattı. Tohumken, toprağın altında, ilkbaharı bekliyormuş. Ama bir sabah, köklerinde tuhaf, sıcacık bir his duymuş. Bu, güneşin bir anlık sızmış bir ışını değilmiş. Bu, 'inat' denen bir histi. İçinde, 'Şimdi açmalıyım!' diyen minik, güçlü bir ses vardı. Bu sesi dinlemiş ve filizlenmeye, karları yarıp dışarı çıkmaya başlamış. 'Biraz üşüyorum,' diye itiraf etti İnci, 'Ama gökyüzünü görmek, rüzgarı hissetmek çok güzel. Herkes uyurken uyanık olmak... Sanki dünyanın küçük bir sırrını biliyorum gibi.' Lila çok etkilenmişti. O sadece eriyip gitmek için düşen bir kar tanesiydi, ama İnci, imkansız görünen bir şeyi yapıyordu.

Lila, İnci'yi yalnız bırakmak istemedi. Ona yardım etmeye karar verdi. 'Belki seni biraz ısıtabilirim!' dedi. Diğer kar tanesi arkadaşlarını çağırdı. Minik kar taneleri, İnci'nin etrafında yavaşça dönerek, onu sert rüzgarlardan koruyan, parlak ve sıkı bir kar kubbesi ördüler. Kubbenin içi, dışarıdan daha sıcaktı. İnci, 'Teşekkür ederim!' dedi, mutlulukla. 'Burası benim minik, buzlu sarayım gibi!' O gece, ay ışığı kar kubbesinin üzerine düştü ve her şey gümüş gibi parladı. İnci, ay ışığını içine çekti ve yaprakları daha da parlak bir beyaza dönüştü.
Ertesi sabah, ormanda gezinmekte olan yaşlı ve bilge bir baykuş, parlayan kar kubbesini gördü. Merakla yaklaştı. 'Vay canına!' diye mırıldandı. 'Kışın ortasında bir papatya! Bu nadir görülen bir mucize.' Baykuş, İnci'ye baktı ve gülümsedi. 'Senin gibi çiçeklere 'İnatçı Umut' deriz. Sen, doğanın bize her zaman, en karanlık ve soğuk zamanlarda bile, güzelliğin ve yaşamın süreceğini hatırlatan bir armağanısın.' Bu sözler İnci'yi çok mutlu etti. Amacının bu olduğunu hissetti. Lila ve diğer kar taneleri de gururla parlıyorlardı.
Günler geçti. İnci, kar tanesi arkadaşlarının koruması ve baykuşun bilgeliği sayesinde çiçek açmaya devam etti. Bir gün, hava biraz yumuşadı. Karlar erimeye başladı. Lila ve arkadaşları yavaş yavaş toprağa dönüştüler, İnci'yi suladılar. İnci, 'Hoşça kal, Lila!' dedi biraz hüzünlü. 'Seni asla unutmayacağım.' Lila, 'Ben de seni unutmayacağım!' diye fısıldadı. 'Sen bana cesareti öğrettin.' Sonunda, ilkbahar geldiğinde, İnci'nin etrafında diğer çiçekler de açtı. Ama hepsi, İnci'nin kış macerasını biliyordu. İnci, artık daha güçlü ve daha parlaktı. O, Ormanlar Diyarı'nın en özel çiçeği olmuştu. Her kış, diğer çiçekler uykuya daldığında, İnci'nin hikayesi, kar taneleri ve baykuşlar tarafından anlatılırdı: 'Kışın ortasında açan, inatçı bir umut vardı...' Ve bu hikaye, herkese, içlerindeki gücü ve inatçı umudu hatırlatırdı.