
Lina, gün batımını izlemeyi çok seven bir çocuktu. Penceresinin önüne oturur, gökyüzünün turuncudan mora, mor da laciverte dönüşünü izlerdi. Ama tam gece çöktüğünde, kalbi hızlı hızlı çarpmaya başlardı. Karanlık odasında gölgeler hareket ediyor gibi gelirdi. Bir gece, annesi ona özel bir fener verdi. 'Bu sihirli fener senin için Lina,' dedi annesi. 'Karanlık sana hikayeler fısıldar, sen sadece onları görmeyi öğrenmelisin.' Lina fenerin yumuşak ışığına baktı, merakla.

O gece Lina feneriyle yatağına uzandı. Işığı söndürdüğünde, odası tamamen karanlık oldu. Ama sihirli fenerin yumuşak ışığı duvarda dans ediyordu. Birden, fenerin ışığında küçük bir gölge hareket etti. Lina gözlerini kırpıştırırken, gölgenin aslında pencereden giren ay ışığının yarattığı bir kelebek şekli olduğunu fark etti. 'Karanlık resimler yapıyor!' diye fısıldadı kendi kendine. Duvardaki gölgeler yavaş yavaş değişmeye başladı - bir kuş, bir çiçek, minik bir ev... Her biri bir hikaye anlatıyor gibiydi.

Ertesi gece Lina daha cesurdu. Fenerini alıp yavaşça yataktan kalktı. Karanlık koridorda yürürken, her adımda yeni gölgeler keşfetti. Perdenin kıvrımları bir ejderha gibi görünüyordu, sandalyenin gölgesi ise bekçi duran bir şövalyeye benziyordu. Salona geldiğinde, pencereden giren yıldız ışıklarının halı üzerinde minik parıltılar oluşturduğunu gördü. 'Yıldızlar yere inmiş!' diye sevindi. Karanlığın aslında boş ve korkutucu olmadığını, tam tersine sihirli detaylarla dolu olduğunu anlamaya başladı.

Birkaç gece sonra Lina fenerini yanına almadan karanlıkta oturmayı denedi. Gözleri karanlığa alıştıkça, önce hiç görmediği şeyleri görmeye başladı. Gece kelebeği pencerenin camında kanat çırpıyor, uzaktaki bir baykuşun sesi geliyordu. En güzeli ise ateşböcekleriydi! Bahçede yüzlerce minik ışık dans ediyor, karanlığı yıldızlı bir gökyüzüne çeviriyordu. Lina artık korkmuyordu, çünkü karanlığın aslında gündüzün sakladığı sürprizleri ortaya çıkardığını öğrenmişti.

Lina'nın en sevdiği gece macerası ise bulutlu gecelerde oldu. Bulutlar ayı örttüğünde, karanlık daha da derinleşirdi. Ama tam o zaman Lina, gökyüzündeki yıldızları saymaya başlardı. Bir iki, sonra beş, on derken gözleri karanlığa alıştıkça daha fazla yıldız ortaya çıkardı. 'Karanlık ne kadar koyu olursa, yıldızlar o kadar parlak görünüyor,' diye düşündü. Bu onun için önemli bir sırdı artık. Karanlık, güzel şeyleri daha da güzel gösteren bir sihirli perdeydi.

Zamanla Lina karanlıkla arkadaş oldu. Artık fenerini sadece başkalarına karanlığın güzelliklerini göstermek için kullanıyordu. Küçük kardeşi karanlıktan korktuğunda, ona gölge oyunları öğretti. Birlikte ellerini kullanarak duvarda tavşanlar, kuşlar yaptılar. 'Karanlık boş bir sayfa gibidir,' diye anlattı Lina kardeşine. 'Senin hayal gücünle dolar.' O gece ikisi de pencereden dışarı bakıp ateşböceklerinin dansını izlediler. Karanlık artık korkulacak bir şey değil, keşfedilecek bir macera olmuştu.
Lina büyüdükçe karanlığa olan sevgisi de büyüdü. Yaz gecelerinde ailesiyle birlikte yıldızları izlemeye çıktılar. Babası ona takımyıldızlarını öğretti. 'Bak Lina, bu Büyükayı. Karanlık olmasa onu bu kadar net göremezdik.' Lina gülümsedi. Artık biliyordu ki karanlık, evrenin en güzel sırlarını saklayan özel bir dosttu. Her gece yatağına uzandığında, penceresinden içeri süzülen ay ışığına bakıp teşekkür ediyordu. Çünkü karanlık ona sadece korkuyu değil, cesareti, hayal gücünü ve dünyanın görünmeyen güzelliklerini öğretmişti.