
Uzak, uçsuz bucaksız bir ormanın derinliklerinde, yaprakların fısıltılarıyla dolu bir ağaç kovuğunda, Bay Ulu yaşardı. Bay Ulu, ormanın gece bekçisi, bilge ve kocaman gözlü bir baykuştu. Görevi, gecenin sessizliğinde ormanı gözlemek ve tüm canlıların huzur içinde uyumasını sağlamaktı. Ancak Bay Ulu'nun küçük bir sırrı vardı: Karanlıktan korkardı! Evet, karanlığın içindeki bilinmeyen gölgeler, tanıdık olmayan sesler onun kalbini hızla çarptırırdı. Bu yüzden her gece, görevine başlamadan önce, kovuğundan çıkmak için kendine cesaret vermek zorunda kalırdı.

Bir gece, ay öylesine parlak ve yıldızlar öylesine ışıltılıydı ki, Bay Ulu, 'Belki de bu gece korkmam' diye düşündü. Kanatlarını açıp sessizce kovuğundan süzüldü. İlk durağı, dere kenarındaki söğüt ağacıydı. Orada, minik kirpi ailesi kıvrılmış uyuyordu. Bay Ulu onları kontrol etmek için dallara konduğunda, aniden bir gölge hareket etti! Bay Ulu'nun tüyleri diken diken oldu. Ama gölge, yaprakların arasından süzülen ışıkta dans eden bir ateş böceği sürüsü olduğunu fark etti. Minik ışıklar, 'Merhaba, Bay Ulu!' diye fısıldayarak etrafını sardı. 'Karanlık sana neden korkutucu geliyor? Biz onun içinde saklambaç oynuyoruz!' Bay Ulu biraz şaşırdı. Karanlık, oyun oynamak için miydi?

Merakı ağır basan Bay Ulu, ateş böceklerini izleyerek ormanın daha derinlerine doğru ilerledi. Yol üzerinde, yaşlı ve bilge bir meşe ağacına rastladı. Meşe ağacı, yumuşak bir sesle, 'Hoş geldin, genç bekçi. Gecenin seslerini dinlemeyi hiç denedin mi?' diye sordu. Bay Ulu, kulak kabarttı. Daha önce sadece ürkütücü sandığı sesler, şimdi bir şarkı gibi geliyordu: Cırcır böceklerinin nağmeleri, yaprakların hışırtısı, uzaktaki bir şelalenin mırıltısı... Meşe ağacı devam etti: 'Karanlık, gözlerimiz kapalıyken diğer duyularımızın uyanmasına yardım eder. Kokuları, sesleri, rüzgarın dokunuşunu daha iyi hissederiz.' Bay Ulu, gözlerini bir anlığına kapayıp denedi. Ormanın mis kokulu toprak kokusunu, serin gece esintisini hissetti. Belki de karanlık, sadece farklı bir şekilde 'görmek'ti.
Yoluna devam eden Bay Ulu, bu sefer çalıların arasından hafif bir ağlama sesi duydu. Hemen oraya yöneldi. Küçük, tüylü bir tavşan yavrusu, karanlıkta annesini kaybetmişti ve korkudan titriyordu. Bay Ulu'nun kalbi sızladı. Kendi korkusunu unutup, yavru tavşanın yanına kondu ve kanatlarıyla onu nazikçe sardı. 'Merak etme küçük dostum,' dedi yumuşak bir sesle. 'Ben gece bekçisiyim. Seni annene götüreceğim.' Karanlıkta, keskin gözleriyle izleri takip etti ve tavşan yavrusunu, onu arayan endişeli anne tavşana kavuşturdu. Anne tavşanın minnettar bakışlarını görünce, Bay Ulu için karanlık ilk kez koruyucu bir örtü gibi hissettirdi. O, karanlığın içinde kaybolanı bulabilmişti.
Gökyüzünde şafak sökmeye başlarken, Bay Ulu yorgun ama mutlu bir şekilde kovuğuna döndü. O gece çok şey öğrenmişti. Karanlık, ateş böceklerinin ışıklı oyun alanı, meşe ağacının şarkılı dersleri ve yardıma ihtiyacı olan birinin sığınağı olabilirdi. Korkusu tamamen gitmemişti, ama artık onunla arkadaş olmayı öğreniyordu. Ertesi gece, görevine çıkarken hâlâ bir heyecan duydu, ama bu sefer korkudan değil, keşfedeceği yeni sırların merakındandı. Orman, gecenin koyu pelerini altında onu bekliyordu ve Bay Ulu, artık gerçek bir gece bekçisi gibi hissediyordu.