
Karlı bir kış günü, ormanın kenarındaki küçük köyde çocuklar neşeyle kardan adam yapıyorlardı. En güzel kardan adamı Elif yapmıştı. Ona 'Kıvılcım' adını vermişti çünkü gözleri iki parlak siyah kömür parçası gibi ışıl ışıl parlıyordu. Kıvılcım'ın göğsüne kırmızı, kalp şeklinde bir düğme takmıştı Elif. 'Bu senin kalbin,' demişti gülerek. O akşam çocuklar evlerine döndüğünde, Kıvılcım garip bir şey hissetti. Göğsündeki kırmızı kalp sıcacık titremeye başlamıştı! Ay ışığı karları aydınlatırken, Kıvılcım'ın kolları yavaşça hareket etti. 'Ben... canlandım!' diye fısıldadı şaşkınlıkla.

Kıvılcım ormanda yürümeye başladı. Her adımında ayaklarından kar taneleri havalanıyordu. Aniden, bir ağacın altında titreyen küçük bir sincap gördü. Sincabın kürkü ıslanmış, soğuktan dişleri takırdıyordu. 'Merhaba küçük arkadaş,' dedi Kıvılcım yumuşak bir sesle. 'Neden buradasın böyle?' Sincap hıçkırarak anlattı: 'Fındıklarımı sakladığım ağaç kovuğuna su doldu, şimdi evsiz kaldım ve çok üşüyorum.' Kıvılcım göğsündeki kırmızı kalbi hissetti - sıcaklığı artıyordu. 'Endişelenme,' dedi. 'Sana yardım edeceğim.'

Kıvılcım sincabı takip ederek su dolmuş ağaç kovuğuna gitti. İçi buz gibi suyla doluydu. Kıvılcım düşündü: 'Ben kardan adamım, erimem gerekir belki ama...' Göğsündeki kalp daha güçlü attı. Yavaşça kollarını suya soktu. İlginç bir şey oldu - Kıvılcım'ın kardan elleri suya değdiğinde, su kristalleşip buza dönüşmeye başladı! Sincap hayretle izledi. Kıvılcım bütün suyu buza çevirdi, sonra dikkatlice buz parçalarını çıkarıp kovuğu temizledi. 'İşte,' dedi nefes nefese. 'Artık evin kuru ve güvenli.'
Ertesi sabah, Kıvılcım ormanda gezerken ağlayan bir ses duydu. Küçük bir tavşan, annesinin hasta olduğu için onu ısıtacak ateş yakamadıklarını anlattı. Kıvılcım'ın kalbi derin bir sıcaklıkla çarptı. 'Beni takip et,' dedi. Tavşanın evine vardıklarında, Kıvılcım göğsündeki kırmızı kalbe dokundu. Kalpten yumuşak, altın rengi bir ışık yayılmaya başladı. Işık odayı doldurdu ve her yere sıcaklık yaydı. Hasta anne tavşan yavaşça gözlerini açtı. 'Oh, ne kadar güzel ve sıcak!' diye fısıldadı. Kıvılcım gülümsedi - yardım etmek ne güzel bir duyguydu!
Günler geçtikçe Kıvılcım ormandaki tüm hayvanlara yardım etti: Kuşların donmuş su birikintilerini eritti, kirpiler için dikenlerinden takılmadıkları yollar açtı, hatta bir geyik yavrusunu kurt köpeklerinden sakladı. Her iyilik yaptığında, göğsündeki kırmızı kalp biraz daha parlak, biraz daha sıcak oluyordu. Ama Kıvılcım fark etti ki, her yardımından sonra kendisi biraz daha küçülüyordu. Karlı vücudu eriyor gibiydi, ama tuhaf bir şekilde - erimekten farklıydı. Daha çok... dönüşüyor gibi hissettiriyordu.
Bir sabah, Elif pencereden baktı ve Kıvılcım'ın yerinde olmadığını gördü. Hemen karda giyinip dışarı fırladı. Kıvılcım'ın izlerini takip ederek ormana girdi. İzler onu hayvanların toplandığı bir açıklığa götürdü. Ortada, Kıvılcım'ın neredeyse tamamen erimiş olduğunu gördü! Sadece göğsündeki kırmızı kalp düğmesi parlıyordu yerde. Elif'in gözleri doldu. 'Kıvılcım!' diye seslendi. O anda, kırmızı kalpten parlak bir ışık fışkırdı ve havada dans eden kristal kar tanelerine dönüştü. Kar taneleri yavaşça Elif'in avuçlarına indi - ama erimedi! Ilık ve yumuşaktılar.
Elif avucundaki sihirli kar tanelerine baktı. Aniden, kar taneleri havalandı ve ormanın her yerine dağıldı. Nereye düşseler, mucizeler oluyordu: Donmuş tomurcuklar açıyor, hasta hayvanlar iyileşiyor, hatta en yaşlı ağaçlardan taze filizler çıkıyordu. Hayvanlar Kıvılcım'ın hikayesini anlattı Elif'e. 'O erimedi,' dedi yaşlı baykuş bilgece. 'Sadece şekil değiştirdi. İyilik yapmak için verdiği her parçası, onun kalbini daha da güçlendirdi. Şimdi o, bu ormanın koruyucu ruhu oldu.' Elif göğsüne, Kıvılcım'ın kırmızı kalp düğmesini taktı. Her kış geldiğinde, bu düğme ısınıyor ve Elif, Kıvılcım'ın hala onlarla olduğunu hissediyordu.
O günden sonra, köydeki her çocuk kardan adam yaparken onun göğsüne mutlaka bir kalp şekli koyar oldu. Çünkü biliyorlardı ki, gerçek erimeyen şey sevgidir. Kıvılcım'ın hikayesi nesilden nesile aktarıldı. Her kış, özellikle soğuk gecelerde, ormandan yumuşak bir altın ışığın yayıldığını görürlerdi. Bu, Kıvılcım'ın hala orada olduğunun, soğuktan üşüyen her canlıyı ısıttığının işaretiydi. Ve Elif büyüdüğünde, kendi çocuklarına bu hikayeyi anlattı, onlara şunu öğretti: 'En güzel kalpler, başkaları için attığında asla erimez.' İşte bu yüzden, o köyde hiç kimse kışın soğuğundan korkmaz - çünkü bilirler ki, erimeyen bir kalp onları her zaman sıcacık sarar.