
Can, sabah okula gitmek için heyecanla hazırlanırken en sevdiği kırmızı spor ayakkabılarını bir türlü bulamadı. Dolabın altına baktı, yatağın altına göz attı, hatta buzdolabının üstüne bile çıktı ama ayakkabılar yoktu. Annesi 'Can, geç kalıyorsun!' diye seslendiğinde, Can çaresizce eski mavi terliklerini giymek zorunda kaldı. Okul yolunda, herkesin renkli ayakkabılarına bakarken kendi terlikleriyle yürümekten biraz utanıyordu. 'Keşke ayakkabılarım sihirli olsaydı da kendilerini bulsalardı' diye düşündü içinden.

Okulda, teneffüs zili çaldığında bütün çocuklar bahçeye koştu. Can da arkadaşlarıyla oynamak için dışarı çıktı. Birden, havaalanından gelen uçak sesine benzer bir ses duydu. Ses yukarıdan geliyordu. Başını kaldırdığında inanamadığı bir manzara gördü: Kayıp kırmızı ayakkabıları, minik kanatları çırparak gökyüzünde uçuyordu! Ayakkabılar, arkalarında gümüş renkli bir iz bırakarak havada dans ediyor gibiydi. Can 'Ayakkabılarım! Bekleyin!' diye bağırdı ama onlar bulutların arasında kaybolmuştu bile.

O akşam, Can penceresinden dışarı bakarken ayakkabılarının tekrar görüneceğini umuyordu. Tam yatmaya hazırlanırken, odasının penceresinden hafif bir tıkırtı sesi geldi. Perdeyi aralayınca, kırmızı ayakkabıların pencere pervazında durduğunu gördü! Üzerlerindeki minik kanatlar hala hafifçe titriyordu. Can yavaşça ayakkabılarına yaklaştı ve onları eline aldı. Ayakkabılar sıcacıktı ve içlerinden yumuşak bir ışık yayılıyordu. Tam o sırada, ayakkabılardan minik bir ses duydu: 'Bizi giy, sen de uçabilirsin!'

Can tereddütle ayakkabılarını giydi. Ayakkabılar ayağına değer değmez, hafif bir karıncalanma hissetti. Kendini yerden bir karış yukarıda yüzer halde buldu! Önce korktu, ama ayakkabılar onu yavaşça yere indirdi. 'Yavaş olmalıyım' diye düşündü. Ertesi gün, okuldan sonra parka gitti ve kimsenin olmadığı bir alanda tekrar denemeye karar verdi. Ayakkabılarını giyip 'Uçmak istiyorum' diye fısıldadı. Bu sefer, ayakları yavaşça yerden kesildi ve bir metre kadar yükseldi. Rüzgar saçlarını okşarken, Can hayatında ilk kez kuşlar gibi özgür hissetti.

Birkaç gün boyunca, Can her fırsatta uçmayı pratik yaptı. Önce sadece birkaç santim yükselebiliyordu, ama her denemede biraz daha iyi oluyordu. Ayakkabılar ona nasıl yön vereceğini, nasıl yavaşça alçalacağını öğretiyor gibiydi. Bir gün, parktaki en yüksek ağacın tepesine kadar çıkmayı başardı. Yukarıdan, mahallesini kuş bakışı görmek inanılmazdı! Evler minik kutular gibi, arabalar oyuncak arabalar gibi görünüyordu. Ama en güzeli, gökyüzünde süzülen kuşlarla yan yana uçabilmekti.

Bir cumartesi sabahı, Can uçarken komşu apartmanın çatısında mahsur kalmış minik bir kedi yavrusu gördü. Kedi korkmuş bir şekilde miyavlıyordu. Can hemen yükseldi ve çatıya doğru ilerledi. Kedi yavrusunu yavaşça kucağına aldı ve güvenle aşağı indirdi. O günden sonra, Can sihirli ayakkabılarını sadece eğlence için değil, başkalarına yardım etmek için de kullanmaya başladı. Uçan topunu ağaca takılan küçük kızı kurtardı, yaşlı komşusunun uçan balonunu yakaladı ve hatta kaybolan bir köpeği evine kadar götürdü.
Zaman geçtikçe, Can'ın ayakkabılarındaki sihrin bir şartı olduğunu fark etti: Ayakkabılar sadece iyilik yapmak için kullanıldığında uçuyordu. Bir gün, arkadaşlarına hava atmak için uçmaya çalıştığında, ayakkabılar hiç yükselmedi. Can o zaman anladı ki bu sihirli güç, kibirden değil, yardım etme arzusundan geliyordu. Bu dersi öğrendikten sonra, ayakkabılar her zamankinden daha güçlü uçmaya başladı. Artık sadece birkaç metre değil, bulutlara kadar yükselebiliyordu!
Bir sonbahar akşamı, Can uçarken gökyüzünde parlak yıldızlar belirmeye başladı. Ayakkabılarından tanıdık bir ses duydu: 'Artık uçmayı öğrendin. Sırrı da keşfettin: Gerçek sihir, başkalarına kanat olabilmektir.' Can eve döndüğünde, ayakkabılarının kanatlarının yavaş yavaş kaybolduğunu gördü. Ama içindeki sıcaklık ve ışık hala duruyordu. Ertesi sabah uyandığında, ayakkabılar normal görünüyordu ama Can biliyordu ki içlerinde hala bir sihir vardı. Artık ayakkabılarını hiç kaybetmiyordu, çünkü onların sadece ayaklarını değil, kalbini de taşıdığını öğrenmişti.