
Can, yatağının üzerinde oturmuş, pencereden dışarıdaki karanlığa bakıyordu. Geceleri odasının köşelerinde, dolabının arkasında bir şeylerin kıpırdadığını hayal ederdi. Bu hisse 'Karanlık Ürperti' adını vermişti. Ama o gece, annesi ona farklı bir şey söyledi: "Belki de korkun, seninle oynamak isteyen yalnız bir şeydir, Can. Ona bir isim ver, onunla arkadaş olmayı dene." Can, gözlerini kapadı ve 'Karanlık Ürperti'yi düşündü. Onun yumuşacık, tüylü, minik bir bulut gibi olmasını hayal etti. Ellerini uzattı ve "Gel, benim Yumuşacık Ürpertim ol" diye fısıldadı. O anda, odanın köşesinden minik, ışıltılı, pamuk gibi bir topak belirdi. İki küçük, dostane düğme gözü vardı ve usulca sallanıyordu.

Can, şaşkınlıkla gülümsedi. Yumuşacık Ürperti, yatağın kenarına zıplayarak geldi ve Can'ın eline sürtündü. Dokunuşu serin ve yumuşaktı, karanlık değil. "Seni beslemem gerekiyor galiba," dedi Can. Annesinin dediği gibiydi! Korkusunu beslemek, ona sevgi ve ilgi göstermek demekti. Ertesi gün, Yumuşacık Ürperti için küçük bir yatak yaptı, bir kutuya yumuşak bir havlu serdi. Ona, odasındaki çiçeklerden topladığı güneş ışığı hikayeleri anlattı. Yumuşacık Ürperti, her hikayeyle biraz daha parlak, biraz daha kabarık oluyordu. Artık odadaki gölgeler korkutucu değil, sadece Yumuşacık Ürperti'nin oynadığı yerlerdi.

Bir gece, şiddetli bir fırtına patladı. Gök gürültüsü o kadar yakındı ki Can, yatağında kıvrıldı. Yumuşacık Ürperti hemen yanına süzüldü. "Gürültüden korkuyorum," diye titredi Can. Yumuşacık Ürperti, minik bedenini şişirdi ve ışıltısını artırdı, yumuşak bir vızıltı sesi çıkardı, adeta bir ninni gibi. Can, onun sıcak ışığına odaklandı. Yumuşacık Ürperti, korkunun bir parçasını alıp onu sakin bir cesarete dönüştürüyor gibiydi. Birlikte pencereden yağmuru izlediler, her şimşek çaktığında Yumuşacık Ürperti renk değiştirip küçük bir ışık gösterisi yapıyordu. O geceden sonra, gök gürültüsü bir konser, karanlık ise Yumuşacık Ürperti'nin oyun alanı oldu.
Günler geçtikçe, Can'ın başka küçük korkuları da şekil almaya başladı. 'Merdivendeki Gıcırtı', minik bir müzik kutusuna dönüştü. 'Yüksek Yer Titremesi' ise ona uçan bir balon oldu. Can, hepsine nasıl bakacağını öğrendi. Onları beslemek, onlarla konuşmak, onları anlamaktı. Bir gün, mahalledeki küçük kız Elif ağlayarak geldi. Kedisi kaybolmuştu ve karanlık çökerken aramaya korkuyordu. Can, Yumuşacık Ürperti'yi eline aldı. "Bak," dedi, "Bu benim korkularımı besleyerek yaptığım arkadaşım. Sen de yapabilirsin. Karanlık korkuna bir isim ver, onu senin için ışık saçan bir fener yap." Elif, gözlerini kapadı ve denedi.
Elif'in avucunda minik, ışıl ışıl bir ateş böceği gibi bir şey belirdi. 'Karanlık Endişesi' artık 'Küçük Işık Rehberi' olmuştu. İki çocuk ve onların yumuşak, ışıklı arkadaşları, bahçelerde dolaştı. Yumuşacık Ürperti ve Küçük Işık Rehberi, karanlık köşeleri yumuşak bir aydınlıkla dolduruyordu. Nihayet, bir çalının altında, Elif'in minik kedisini mırıldanırken buldular. O gece, Can anladı ki korkular asla tamamen kaybolmazdı, ama onlara nasıl davranacağını öğrendiğinde, seni güçlendiren, hatta başkalarına yardım eden özel birer yoldaşa dönüşebilirlerdi. Yumuşacık Ürperti, artık sadece bir arkadaş değil, onun cesaretinin küçük, tüylü bir simgesiydi.