
Bir zamanlar, adı Can olan meraklı ve yaratıcı bir çocuk varmış. Can, her çocuk gibi bazen korkular yaşarmış: karanlıktan, yüksek seslerden, hatta bazen rüyalarındaki hayali yaratıklardan korkarmış. Ancak Can'ın diğer çocuklardan farklı bir özelliği varmış: Büyükannesi ona sihirli bir kese hediye etmişti. Bu kese sıradan görünüyordu - mavi kumaştan yapılmış, üzerinde altın yıldızlar işlenmişti - ama içine konulan her korku, küçücük bir ışık topuna dönüşüyordu. Büyükannesi, 'Korkularımızı saklamak değil, onları tanımak önemlidir,' demişti. 'Bu kese sana korkularını taşımanın hafif bir yolunu öğretecek.'

Can, keseyi her zaman yanında taşırdı. Bir gece, odasının penceresinden tuhaf gölgeler görünce korkmuştu. Hemen kesesini açtı ve 'Karanlık gölgelerden korkuyorum' diye fısıldadı. Keseden yumuşak bir ışık yayıldı ve içinde küçük, parlayan bir top belirdi. Can bu ışık topunu avucunda tuttuğunda, korkusunun aslında sadece ağaç dallarının rüzgarda sallanması olduğunu fark etti. Işık topu ona gülümsedi ve Can, korkusunun yerini merakın aldığını hissetti. Ertesi sabah, kesesindeki ışık toplarını saydı - her biri farklı bir renkte parlıyordu: mavi karanlık korkusu, kırmızı yüksek ses korkusu, mor bilinmeyen korkusu. Onları avucunda tuttuğunda, her birinin aslında ne kadar hafif olduğunu fark etti.

Bir gün okulda, Can'ın sınıfı bir orman gezisine çıktı. Diğer çocuklar neşeyle koşuştururken, Can ormanın derinliklerindeki bilinmeyen seslerden ürktü. Arkadaşı Zeynep, 'Neden bu kadar sessizsin?' diye sordu. Can, kesesini gösterdi ve 'Korkularımı topluyorum,' dedi. Zeynep şaşırmıştı. Can ona kesenin sırrını anlattı ve Zeynep de denemek istedi. 'Yüksek ağaçlardan korkuyorum' dedi Zeynep. Can keseyi açtı ve yeşil bir ışık topu belirdi. Zeynep ışık topunu tuttuğunda, ağaçların aslında ne kadar güzel ve heybetli olduğunu fark etti. Haber hızla yayıldı ve tüm çocuklar sırayla korkularını keseye koydular. Her biri korkusunu bir ışık topuna dönüştürdüğünde, o korkunun ne kadar küçük ve yönetilebilir olduğunu gördü.

Gezinin en heyecanlı kısmı, küçük bir mağaranın keşfiydi. Çocukların çoğu karanlık mağaradan korkuyordu. Can öne çıktı ve 'Korkularımızı birlikte toplayalım!' dedi. Çocuklar hep bir ağızdan korkularını fısıldadılar: 'Karanlıktan korkuyorum!', 'Dar yerlerden korkuyorum!', 'Bilinmeyenden korkuyorum!' Keseden o kadar çok ışık topu çıktı ki, tüm mağara yumuşak, renkli bir ışıkla doldu. Işık topları mağaranın tavanında yıldızlar gibi parladı ve çocuklar mağaranın aslında ne kadar güzel sarkıt ve dikitlere sahip olduğunu gördüler. Can, 'Bakın,' dedi. 'Korkularımız bir araya geldiğinde, karanlığı aydınlatacak kadar ışık üretiyor.' Çocuklar hep birlikte mağarayı keşfettiler ve içinde yaşayan minik, dost canlısı yarasaları bile gördüler.

O günden sonra, Can'ın sınıfında herkesin bir 'korku kesesi' vardı - bazıları renkli bezlerden, bazıları küçük kutulardan yapılmıştı. Öğretmenleri Ayşe Hanım, çocuklara korkularını resmetmelerini ve sonra o resimleri keselerine koymalarını önerdi. Can, en büyük korkusunu - okul gösterisinde sahneye çıkma korkusunu - resmetti. Resmi kesesine koyduğunda, turuncu bir ışık topuna dönüştü. Gösteri günü geldiğinde, Can kesesindeki turuncu ışık topunu cebine koydu. Sahneye çıktığında, avucunda ışığın sıcaklığını hissetti ve korkusunun yerini heyecan aldı. Şarkısını güvenle söyledi ve seyirciler alkışladı. Can, korkusunun onu durdurmak yerine, daha güçlü olmasına yardım ettiğini anladı.

Zaman geçtikçe, Can'ın kesesindeki ışık topları parlamaya devam etti, ama artık onları korku olarak görmüyordu. Onlar, onu daha cesur yapan küçük rehberlerdi. Bir gün küçük kardeşi Elif, kabus gördüğü için ağlayarak odasına geldi. Can, kesesinden mavi bir ışık topu çıkardı - ilk korkusunu temsil eden karanlık korkusu ışığı. 'Bunu tut,' dedi kardeşine. 'Bu ışık, korkunun geçici olduğunu hatırlatır.' Elif ışık topunu tuttu ve yavaşça sakinleşti. Can o gece anladı ki, korkularını cebinde taşımak onları saklamak değil, onlarla nasıl yaşayacağını öğrenmekti. Artık kesesini sadece kendi korkuları için değil, başkalarına yardım etmek için de kullanıyordu.
Can büyüdükçe, korku kesesi geleneğini devam ettirdi. Lisedeyken, yeni öğrencilere kendi korku keselerini yapmalarına yardım etti. Üniversitede psikoloji okudu ve çocuklara korkularıyla sağlıklı şekillerde baş etmeyi öğreten bir danışman oldu. Büyükannesinin ona verdiği sihirli keseyi her zaman yanında taşıdı, artık içi parlayan anılarla doluydu. Bir gün kendi çocuğuna, 'Korkularımız bizi tanımlamaz,' diye anlattı. 'Sadece öğrenmemiz gereken derslerdir. Ve bazen, en karanlık korkularımız bile, doğru şekilde tutulduğunda, en parlak ışıklara dönüşebilir.' Çocuğuna mavi kumaştan, altın yıldızlı yeni bir kese verdi ve böylece cesaret geleneği bir nesilden diğerine aktarılmaya devam etti.