
Küçük kasabanın kalbinde, her köşesi kitaplarla dolu, rengarenk minderlerin serpiştirildiği bir kütüphane vardı. Burası, çocukların en sevdiği yerdi, çünkü her Çarşamba öğleden sonra, yaşlı masal anlatıcısı Dede Zaman gelir, onlara sihirli hikayeler anlatırdı. Dede Zaman, gümüşi sakalları ve gözlerindeki ışıltıyla herkesi büyülerdi. Ancak o gün, bir tuhaflık vardı. Elinde her zamanki kitabı yerine, içinde altın rengi kum tanecikleri olan, dev bir kum saati tutuyordu. 'Bugün,' dedi yumuşak sesiyle, 'zamanın dansını anlatacağım size.' Ama tam masala başlayacakken, kum saati garip bir 'tıkırtı' sesi çıkardı ve Dede Zaman birden şaşkınlıkla, 'Ah, sanırım öğle yemeği vakti geldi!' diye bağırdı. Oysa dışarıda güneş henüz yükseliyordu. Çocuklar birbirlerine baktı; Dede Zaman, zamanı yanlış anlatıyor gibiydi!

Masal devam etti, ama Dede Zaman'ın anlattıkları hep karışıktı. 'Bir varmış, bir yokmuş, gece yarısı güneş doğmuş!' deyip durdu. Küçük Ali, merakla parmağını kaldırdı: 'Dede, gece yarısı güneş doğmaz ki!' Dede Zaman, kum saatine baktı ve içini çekti: 'Ah evladım, bu saat biraz bozuk galiba. İçindeki kum, bazen hızlı, bazen yavaş akıyor. Belki de zamanın ritmini kaybettim.' Çocuklar, kum saatini incelemek için toplandı. İçindeki altın kum, normalde yavaşça akması gerekirken, bazen duruyor, bazen de fırıl fırıl dönüyordu. Küçük Zeynep, 'Belki de ona yardım etmeliyiz!' diye fısıldadı. Böylece, Dede Zaman'ın zaman karışıklığını düzeltmek için bir macera başladı.

Dede Zaman, çocuklara kum saatinin sırrını anlattı: 'Bu saat, aslında zamanın kalbi. Ama içindeki dişlilerden biri, belki de bir peri oyunu yüzünden, gevşemiş. Onu bulup sıkmalıyız, yoksa tüm kasabada zaman karışacak.' Çocuklar, heyecanla kabul etti. Dede Zaman, saatini hafifçe salladı ve aniden, kütüphanenin ortasında minik, parlak bir kapı belirdi! 'İçeri giriyoruz,' dedi. Kapıdan geçtiklerinde, kendilerini 'Zaman Bahçesi' adında sihirli bir yerde buldular. Burası, renkli çiçeklerin üzerinde saatlerin uçtuğu, neşeli melodilerin çaldığı bir yerdi. Ancak bir köşede, küçük bir dişli yalnız başına dönüp duruyor ve etrafa tıkırtı sesleri yayıyordu. İşte sorun buydu!
Çocuklar, dişliye doğru koştu, ama o, oyunbaz bir peri gibi kaçıyordu. Küçük Ali, 'Belki onu şarkıyla sakinleştirebiliriz!' diye düşündü. Dede Zaman'ın öğrettiği bir zaman şarkısını hep birlikte söylemeye başladılar: 'Zaman akar, yavaşça, hızlıca, her an bir hediye!' Şarkının melodisiyle, dişli yavaşladı ve parlak bir ışıkla titredi. Küçük Zeynep, usulca yaklaşıp onu tuttu. Dişli, aslında minik, gümüş renkli ve üzerinde küçük kalpler oyulmuş bir parçaydı. Dede Zaman, 'Onu yerine yerleştirmeliyiz,' dedi. Birlikte, kum saatinin yanına döndüler ve dişliyi dikkatlice taktılar. Anında, kum saati düzgün bir şekilde akmaya başladı ve yumuşak bir 'tin' sesi çıkardı.
Kum saati düzeldiğinde, Dede Zaman'ın gözleri yeniden ışıldadı. 'Teşekkür ederim, küçük kahramanlar!' dedi. 'Zaman, bazen karışabilir, ama önemli olan onu birlikte düzeltmektir.' Artık masalları kusursuz anlatıyordu: 'Bir varmış, bir yokmuş, güneş doğarken kuşlar şarkı söylermiş...' Çocuklar, kütüphaneye döndüklerinde, gerçekten de öğle yemeği vakti gelmişti! Her şey yerli yerindeydi. O günden sonra, Dede Zaman her masalında zamanın değerini anlattı, ve çocuklar, bir sorun olduğunda birlikte çözmenin ne kadar eğlenceli olabileceğini öğrendi. Kum saati ise kütüphanede, bazen yumuşak bir tıkırtıyla onlara gülümsedi.