
Uzaklardaki, Melodi Ormanı adında bir yer vardı. Bu ormanın en özel sakini, adı Solfej olan küçük bir ejderhaydı. Solfej, diğer ejderhalardan çok farklıydı. Ateş püskürtmek yerine, her öksürdüğünde rengarenk müzik notaları çıkaran, yumuşacık yeşil pulları olan sevimli bir ejderhaydı. 'Ahapşuu!' dediğinde, ormana neşeli bir melodi yayılırdı. Ormandaki tüm hayvanlar, Solfej'in öksürüklerini sabırsızlıkla bekler, çıkan melodilere göre dans ederlerdi. Solfej, bu özelliğini çok severdi, çünkü onun sayesinde orman her zaman neşe ve müzikle doluydu.

Bir gün, Solfej biraz fazla serin bir rüzgarda oynarken, boğazı gıcıklanmaya başladı. 'Ahapşuu! Ahapşuu! Ahapşuu!' Art arda öksürdükçe, ortalığa birbirinden güzel, karmaşık melodiler yayıldı. Fakat bu sefer bir şeyler ters gidiyordu. Çıkan müzikler biraz karışık ve uyumsuzdu. Solfej, bu duruma çok üzüldü. 'Öksürüklerim artık güzel müzikler çıkarmıyor,' diye düşündü hüzünle. Ormandaki arkadaşları, tilki Fifi, sincap Cıvıltı ve baykuş Bilge, onun üzgün halini hemen fark ettiler ve yanına koştular.

'Merak etme Solfej,' dedi Bilge Baykuş, bilgece gözlerini kırparak. 'Belki de melodilerinin düzeni biraz bozulmuştur. Biliyor musun, en güzel müzikler, farklı seslerin birlikte uyum içinde çalmasıyla oluşur. Senin öksürüklerin de bir orkestra gibi olmalı!' Bu fikir hepsinin çok hoşuna gitti. Birlikte, Solfej'in öksürüklerini düzene sokacak bir plan yaptılar. Fifi, ormandan en düzgün çubukları topladı. Cıvıltı, en sağlam ipleri getirdi. Bilge Baykuş ise notaların sırasını düşünmeye başladı.

Hep birlikte, Solfej'in sırtına özel bir 'Melodi Düzenleyici' kurdular. Bu, rengarenk teller ve küçük çanlardan oluşan harika bir aletti. Artık Solfej her öksürdüğünde, çıkan notalar bu tellere değiyor ve kusursuz bir sırayla ormana yayılıyordu. 'Ahapşuu!' Bir öksürük: 'Do, Re, Mi!' 'Ahapşuu!' Bir öksürük daha: 'Fa, Sol, La, Si!' Orman, Solfej'in yeni, uyumlu öksürükleriyle adeta bir senfoni orkestrasına dönüştü. Hayvanlar, bu güzel müzikler eşliğinde dans etmeye başladı.

Fakat Solfej, sadece kendi müziğinin yeterli olmadığını düşündü. 'Neden herkes kendi sesini katmasın?' diye önerdi. Böylece, ormanın ilk büyük konseri başladı. Solfej öksürdükçe temel melodiyi çaldı. Kuşlar cıvıltılarıyla, arılar vızıltılarıyla, deredeki sular şırıltılarıyla, rüzgar ise yaprakların hışırtısıyla bu melodiye eşlik etti. Hep birlikte, Melodi Ormanı'nın muhteşem senfonisini çaldılar. O günden sonra, Solfej'in öksürükleri sadece bir hastalık belirtisi değil, tüm ormanı birleştiren bir müzik sihri haline geldi.

Solfej, artık öksürdüğünde hiç üzülmüyordu. Çünkü biliyordu ki, onun küçük 'ahapşuu'ları, tüm arkadaşlarını bir araya getiren özel bir güçtü. Bazen farklılıklarımız, bizi özel kılar ve etrafımıza güzellik yaymamızı sağlar. Melodi Ormanı'nın sakinleri de bunu Solfej sayesinde öğrenmişti. Geceleri, yıldızların altında, hep birlikte Solfej'in öksürük senfonisini dinler, dostluklarının ve uyumlarının müziğine kulak verirlerdi.