
Pelin, yedi yaşında, meraklı ve neşeli bir kızdı. Bir gün ailesi ona sürpriz bir gezi hazırladığını söyledi. Pelin çok heyecanlandı. Sabah erkenden kalktı, çantasını hazırladı. İçine sevdiği oyuncak ayısı Ponçik'i, bir de defterini koydu. Annesi ve babasıyla birlikte yola çıktılar. Araba penceresinden dışarıyı izlerken, ağaçlar, kuşlar ve bulutlar ona el sallıyor gibiydi.

İlk durakları ormanın kenarındaki bir park oldu. Parkta rengarenk çiçekler, salıncaklar ve bir gölet vardı. Pelin hemen salıncağa koştu. Sallanırken gökyüzündeki kuşlara el salladı. Sonra göletteki ördekleri izledi. Ördekler suda yüzüyor, bazen de başlarını suya daldırıp yemek arıyorlardı. Pelin, 'Merhaba ördekler!' dedi. Ördekler vak vak diyerek karşılık verdi. Pelin gülümsedi.

Sonra ormanın içinden geçen bir patikaya girdiler. Patika boyunca yürürken, Pelin bir sincap gördü. Sincap, elinde bir fındıkla onlara bakıyordu. Pelin usulca yaklaşıp, 'Merhaba küçük sincap, fındığını paylaşır mısın?' diye sordu. Sincap başını yana eğdi, sonra hızla ağaca tırmandı. Pelin kahkaha attı. Babası, 'Sincaplar yiyeceklerini paylaşmayı sevmezler canım,' dedi. Pelin, 'Olsun, onu görmek bile güzeldi,' dedi.
Patikanın sonunda küçük bir şelale vardı. Su, kayalardan aşağı akarken neşeli bir şarkı söylüyor gibiydi. Pelin, suyun sesini dinledi. Annesi, 'Bu şelalenin suyu çok temiz, hadi biraz serinleyelim,' dedi. Ellerini suya soktular. Su buz gibiydi ama çok eğlenceliydi. Pelin, suyun içinde küçük balıklar gördü. Balıklar hızlıca yüzüyorlardı. Pelin, 'Merhaba balıklar, siz de mi gezidesiniz?' diye sordu. Balıklar kuyruklarını sallayarak cevap verdi.
Şelaleden sonra, açık bir alana geldiler. Burada piknik yapmak için güzel bir yer vardı. Annesi ve babası battaniyeyi serdi, sandviçleri çıkardı. Pelin de Ponçik'i yanına oturttu. Hep birlikte yemek yediler. Yemekten sonra Pelin, defterine gördüklerini çizmeye başladı. Önce sincabı, sonra şelaleyi, en son da ördekleri çizdi. Resimlerini annesine ve babasına gösterdi. Onlar da çok beğendi.
Piknikten sonra, babası, 'Hadi size bir sürpriz daha göstereyim,' dedi. Onları ormanın içindeki bir gözlem kulesine götürdü. Kuleye çıktıklarında, Pelin hayranlıkla etrafına baktı. Aşağıda yemyeşil ağaçlar, uzakta ise masmavi bir göl vardı. Gökyüzünde ise pamuk gibi bulutlar süzülüyordu. Pelin, 'Burası dünyanın en güzel yeri!' dedi. Babası, 'Dünyanın her yeri güzel, yeter ki görmesini bilelim,' dedi.
Kuleden inerken, Pelin bir kelebek gördü. Kelebek rengarenk kanatlarıyla etrafta uçuşuyordu. Pelin onu takip etti. Kelebek onu bir çiçek tarlasına götürdü. Tarlada binlerce çiçek vardı; kırmızı, sarı, mor, beyaz... Pelin, 'Merhaba kelebek, beni bu güzel yere getirdiğin için teşekkür ederim,' dedi. Kelebek sanki gülümsedi ve bir çiçeğe kondu. Pelin, annesine, 'Anne, kelebekler ne kadar güzel, değil mi?' dedi. Annesi, 'Evet, onlar doğanın renkli misafirleri,' dedi.
Güneş yavaş yavaş batmaya başladı. Gökyüzü turuncu, pembe ve mor renklere büründü. Pelin, bu manzarayı hayranlıkla izledi. Annesi, 'Güneş batıyor, artık eve dönme vakti,' dedi. Pelin biraz üzüldü ama yorgun da olduğunu fark etti. Arabaya bindiklerinde, Pelin hemen uykuya daldı. Rüyasında sincaplar, kelebekler ve ördeklerle oynuyordu.
Eve döndüklerinde, Pelin annesine, 'Bugün çok güzel bir gündü, değil mi?' dedi. Annesi, 'Evet canım, seninle her gün güzel,' dedi. Pelin yatağına yattığında, defterine son bir not yazdı: 'Bugün doğayı keşfettim. Ağaçlar, hayvanlar ve su... Hepsi birer arkadaş gibi. Bir dahaki gezide onları yine göreceğim.' Sonra gözlerini kapattı ve mutlu bir şekilde uyudu.