
Deniz, güneşli bir bahar sabahında elindeki rengarenk uçurtmasıyla tepedeki çayıra koşuyordu. Uçurtmasının kuyruğu mavi, kırmızı ve sarı şeritlerle süslenmişti. Rüzgar hafifçe esiyor, çimenlerde dans ediyordu. Annesinin ona öğrettiği gibi, koşmaya başladı ve uçurtması yavaşça gökyüzüne yükseldi. Deniz, ipi elinde hissederek mutlulukla gülümsedi. Uçurtması bulutlara doğru süzülürken, sanki gökyüzüne bir gökkuşağı çiziyordu.

Tam en yüksekteyken, aniden güçlü bir rüzgar esti. Deniz, ipi sıkıca tutmaya çalıştı ama rüzgar o kadar kuvvetliydi ki, ip elinden kayıverdi. Uçurtma, kontrolsüzce savrularak uzaklara doğru uçmaya başladı. 'Hayır!' diye bağırdı Deniz, ama uçurtması gittikçe küçüldü ve gözden kayboldu. Yüreği buruk, gözleri dolmuş bir şekilde, uçurtmasının gittiği yöne doğru yürümeye başladı.

Uçurtmasını aramak için ilerlerken, yaşlı bir çınar ağacının yanından geçti. Ağacın dalları rüzgarda hışırdıyordu. Tam o sırada, yaprakların arasından yumuşak bir ses duydu: 'Merhaba küçük dostum, neden bu kadar üzgünsün?' Deniz şaşırarak etrafına baktı. Ses, rüzgarın ta kendisiydi! 'Uçurtmamı kaybettim,' diye mırıldandı Deniz. Rüzgar, 'Benim yüzümden oldu, özür dilerim,' diye fısıldadı, 'Ama gel, seni onun yanına götüreyim.'

Rüzgar, Deniz'i nazikçe sarmaladı - sert değil, yumuşacık bir dokunuşla. Onu çayırların ötesine, henüz hiç gitmediği bir vadiye götürdü. Burada, rengarenk çiçekler açmış, kelebekler uçuşuyordu. Ve işte orada, bir papatya tarlasının ortasında, uçurtması bir çalının üzerine takılmış, sakince duruyordu. Deniz sevinçle koşup uçurtmasını aldı. 'Teşekkür ederim Rüzgar!' diye bağırdı.

Rüzgar, Deniz'in etrafında dans etmeye devam etti. 'Aslında,' diye fısıldadı, 'Ben sadece oynamak istemiştim. Bazen gücümü kontrol edemiyorum.' Deniz gülümsedi: 'Ben de seninle oynamak isterim! İstersen uçurtmamı beraber uçuralım.' Böylece, Deniz uçurtmasının ipini tekrar eline aldı, rüzgar da tam kararında eserek uçurtmayı gökyüzünde gezdiriyordu. Birlikte harika bir takım olmuşlardı!

O günden sonra, Deniz artık rüzgarın sesini dinlemeyi öğrendi. Hafif bir fısıltı duyduğunda, 'Hadi oynayalım!' demek olduğunu biliyordu. Bazen rüzgar, ona bulutlardan hikayeler anlatıyor, bazen de yapraklarla dans ediyorlardı. En güzeli, artık uçurtmasını asla kaybetmiyordu çünkü en iyi dostu rüzgar, ona her zaman yardım ediyordu. Ve bütün çocuklara, doğanın dilini dinlemeyi, çünkü her şeyin bir kalbi olduğunu öğretti.