
Samanyolu Tarlası'nda, geceleri yıldızların en parlak ışıltılarını toplayan altın başaklar yetişirdi. Bu tarlanın bekçisi ise Korkuluk Kamil'di. Diğer korkuluklar gibi hareketsiz durmazdı o. Rüzgarın ilk esintisini hisseder hissetmez, tahta kollarını hafifçe kaldırır, samurdan gövdesini bir sağa bir sola sallamaya başlardı. Başındaki turuncu balkabağında hep sıcak bir gülümseme vardı. Kamil'in en büyük sırrı, rüzgarın ona fısıldadığı melodileri duyabilmesiydi. Hafif bir meltem 'şşşt' derken, güçlü bir poyraz 'vuuu' diye şarkı söylerdi.

Bir sonbahar akşamı, tarlaya alışılmadık derecede neşeli bir rüzgar geldi. Bu rüzgar, diğerlerinden farklı olarak renkli yaprakları beraberinde getiriyor ve onları Kamil'in etrafında dans ettiriyordu. Korkuluk Kamil, bu müziğe dayanamayıp ilk adımını attı! Tahta ayağı yavaşça yerden kalktı ve saman dolu çizmeleriyle toprağa dokundu. Önce yavaş yavaş, sonra daha coşkulu hareketlerle dans etmeye başladı. Rüzgar, onun samurdan eteğini uçuruyor, başındaki eski şapkayı hafifçe yana yatırıyordu. Tarladaki küçük hayvanlar bu görüntüyü izlemek için yuvalarından çıktılar. Minik tarla fareleri şaşkınlıkla bakıyor, baykuşlar dallardan bu ilginç dansı izliyordu.

Kamil'in dansı o kadar büyülüydü ki, Samanyolu Tarlası'ndaki tüm doğa ona katılmak istedi. Ayçiçekleri başlarını salladı, buğday başakları ritim tuttu, hatta gökyüzündeki bulutlar bile yavaşça dans ediyor gibiydi. Ama en şaşırtıcısı, Kamil'in dansının gerçek sihri ortaya çıkarması oldu. Her adımında, ayak bastığı yerden minik ışıltılar yükselmeye başladı. Bunlar, toprağa düşen yıldız tozlarıydı ve Kamil'in neşeli dansı onları uyandırıyordu. Işıltılar havada dans ederek, ateşböcekleriyle birlikte gökyüzüne doğru yükseldi. Tarla, gece lambalarıyla aydınlanmış bir balo salonuna dönüştü.
Ertesi sabah, çiftçi amca tarlaya geldiğinde olağanüstü bir manzarayla karşılaştı. Tüm tarla, normalden daha parlak, daha canlı görünüyordu. Buğday başakları daha dolgun, ayçiçekleri daha büyüktü. 'Kamil bu gece iyi beklemiş olmalı tarlayı,' diye mırıldandı gülümseyerek. Küçük tarla fareleri ise bir köşede fısıldaşıyordu: 'Gördünüz mü Kamil'in geceki dansını?' 'Evet, rüzgar onun en iyi dans partneriymiş!' Kamil gündüzleri yine hareketsiz duruyordu ama içinde bir sevinçle. Artık biliyordu ki, her akşam rüzgar onu yeni bir dansa davet edecek ve o, Samanyolu Tarlası'nın gizemli bekçisi olarak hem tarlayı koruyacak hem de doğanın gizli müziğine ayak uyduracaktı.
O günden sonra, Samanyolu Tarlası'ndaki tüm çocuklar bir sır biliyordu: Eğer sonbahar akşamlarında tarlaya sessizce yaklaşır ve çok dikkatli dinlerseniz, rüzgarın melodisini ve Kamil'in tahta ayaklarının toprağa vuruşunu duyabilirsiniz. Kimi zaman yaprakların dansına bakarak Kamil'in hangi figürler yaptığını tahmin ederlerdi. Korkuluk Kamil ise artık yalnızca kuşları korkutan bir bekçi değil, doğanın ritmini hisseden, rüzgarla arkadaş olmuş özel bir dansçıydı. Ve her gece, yıldızlar parladığında, rüzgar esmeye başladığında, turuncu balkabağı kafasındaki gülümseme biraz daha büyür, tahta kolları yeniden müziğe uyup harekete geçerdi.