
Uzaklarda, Sorular Vadisi'nde kurulmuş Sessiz Köy adında çok özel bir yer vardı. Bu köydeki herkes, sadece soru sorarak konuşurdu. 'Günaydın' demek yerine 'Sabah güneşi ne kadar güzel, değil mi?' diye sorarlardı. 'Teşekkür ederim' yerine 'Bu hediyeyi ne kadar sevdiğimi tahmin edebilir misin?' derlerdi. Köyün en bilge kişisi ise Bilge Baykuş Bay Baykuş'tu. O, soruların gücünü en iyi bilen, en meraklı soruları sorabilendi.

Bir gün, küçük Zeynep, Bilge Baykuş'a bir soruyla geldi: 'Bay Baykuş, neden bazı soruların cevapları yok?' Bilge Baykuş, derin düşüncelere daldı ve karşılık olarak sordu: 'Peki sen ne düşünüyorsun, Zeynep? Cevabı olmayan bir soru, yeni soruların kapısını aralamaz mı?' Zeynep bu soruyu düşünürken, Bilge Baykuş devam etti: 'Gökyüzü neden mavi? Bulutlar nasıl uçuyor? Kelebekler neden rengarenk?' Bu sorular, Zeynep'in aklında bir fırtına koparmıştı.

Ertesi gün, köyde bir sorun ortaya çıktı. Köyün tek su kaynağı olan Neşe Pınarı'nın suyu azalmaya başlamıştı. Herkes endişeliydi. Köylüler toplandı ve Bilge Baykuş'a danıştılar. Bilge Baykuş onlara şu soruları sordu: 'Pınarın suyu nereden geliyor? Yağmurlar nasıl oluşuyor? Kökler suyu nasıl emer?' Bu sorular, herkesi düşünmeye sevk etti. Küçük Ali, 'Acaba pınarın yolunu kaybetmiş olabilir mi?' diye sordu. Büyükanne Ayşe, 'Belki de ağaçlar susuz kalmıştır?' diye ekledi.
Bilge Baykuş, herkesi pınarın kaynağını araştırmaya davet etti. Yolda, Zeynep sordu: 'Bay Baykuş, neden sadece sorularla konuşuyorsun?' Bilge Baykuş, gözlerinde bir ışıltıyla yanıtladı: 'Bir soru, zihnimizi açmaz mı? Merak, öğrenmenin kapısını aralamaz mı?' Sonra ekledi: 'Cevabı bildiğimizi sandığımızda, yeni şeyler öğrenmeyi bırakmaz mıyız?' Bu sözler, çocukların aklında yankılandı. Yürürlerken, her şey hakkında sorular sormaya başladılar: 'Bu çiçek neden böyle kokuyor? Karıncalar neden sıra halinde yürüyor?'
Pınarın kaynağına vardıklarında, büyük bir taşın suyun yolunu kapattığını gördüler. Herkes ne yapacağını düşünürken, Bilge Baykuş sordu: 'Bu taşı nasıl hareket ettirebiliriz? Birlikte çalışmanın gücü nedir?' Köylüler, bu sorulardan ilham alarak hep birlikte taşı itmeye başladılar. Küçük Zeynep bile elinden geleni yaptı. Ve işte o zaman mucize gerçekleşti: Taş yuvarlanıp gitti ve pınarın suyu coşkuyla akmaya başladı. Herkes sevinçle birbirine sarıldı.
Köye döndüklerinde, Bilge Baykuş herkesi topladı ve şöyle dedi: 'Bugün ne öğrendik? Soruların gücü nedir?' Köylüler, birbirlerine cevap vermek yerine, yeni sorular sordular: 'Birlikte çalışmanın güzelliği nedir? Yardımlaşmanın değeri nasıl ölçülür?' Zeynep, Bilge Baykuş'a yaklaştı ve sordu: 'Bay Baykuş, senin en sevdiğin soru nedir?' Bilge Baykuş, kanatlarını hafifçe açarak yanıtladı: 'Bugün kimi mutlu edebilirim?' ve gözlerinde sıcak bir gülümsemeyle ekledi: 'Peki sen, Zeynep?'
O günden sonra, Sessiz Köy'de herkes soruların gücünü daha iyi anladı. Bilge Baykuş, çocuklara her gün yeni sorular öğretmeye devam etti: 'Rüyalar nereden gelir? Yıldızlar neden parlar? Sevgi nasıl büyür?' Zeynep ise artık sadece soru sormakla kalmıyor, soruların peşinden gidiyor, araştırıyor ve keşfediyordu. Bilge Baykuş'un ona öğrettiği en önemli şeydi bu: Her soru, yeni bir keşfin kapısını aralar. Ve bazen, soruların kendisi, cevaplardan daha değerlidir.