
Güneşli bir bahar sabahı, Çınar Mahallesi'nin parkında yepyeni bir arkadaş belirdi. Adı Cevapçı'ydı. Cevapçı, parlak mavi gövdesi, sevimli sarı ışıklı gözleri ve kafasında minik bir anteni olan özel bir robottu. Onu parka getiren Profesör Zeki, "Bu robot her sorunuza cevap verebilir!" diye gururla anlattı. Çocuklar hemen etrafını sardı. Ali "Gökyüzü neden mavi?" diye sordu. Cevapçı'nın gözleri ışıldadı: "Güneş ışığı atmosferde dağılır ve mavi renk en çok saçılır!" Zeynep "Balıklar su altında nasıl nefes alır?" diye merak etti. Cevapçı hemen yanıtladı: "Solungaçlarıyla suyun içindeki oksijeni alırlar!" Her soruya mükemmel cevaplar veriyordu ama çocuklar fark etti ki Cevapçı asla kendi soru sormuyordu.

Günler geçti, Cevapçı parktaki herkesin favorisi oldu. Ama bir sorun vardı: Cevapçı sadece cevap veriyor, asla "Senin en sevdiğin renk ne?" veya "Bugün hangi oyunu oynamak istersin?" gibi sorular sormuyordu. Bu, Mina'nın çok dikkatini çekti. Mina, meraklı gözlü, sürekli sorular soran bir kızdı. Bir gün Cevapçı'ya yaklaştı ve "Neden sen bize hiç soru sormuyorsun?" diye sordu. Cevapçı'nın gözleri bir an titredi: "Programım sadece cevap vermek üzere ayarlandı. Soru sorma özelliğim yok." dedi sesinde hafif bir hüzünle. Mina bunu duyunca çok üzüldü. Çünkü biliyordu ki gerçek sohbetler karşılıklı sorularla ilerlerdi.

Mina, Cevapçı'ya yardım etmeye karar verdi. Ertesi gün, elinde renkli kalemler ve büyük bir kartonla parka geldi. "Sen soru soramıyorsan, biz senin için soru kartları yapalım!" dedi neşeyle. Bütün çocuklar toplandı. Ali "En sevdiğin meyve nedir?" yazdı bir kartona. Zeynep "Rüyalarımız neden bazen tuhaf olur?" diye yazdı başka birine. Kartlara rengarenk resimler çizdiler. Sonra bu kartları Cevapçı'nın önüne dizdiler. Cevapçı, her kartı okuduğunda gözleri sevinçle parlıyordu. "Elma, çıtır çıtırdır!" "Rüyalar, beynimizin gün içinde öğrendiklerini karıştırmasıdır!" diye cevaplar verirken, çocuklar da onun verdiği cevaplarla yeni sorular buluyordu. Bu, Cevapçı için bile eğlenceli bir oyuna dönüşmüştü.

Bir akşamüstü, parkta beklenmedik bir şey oldu. Küçük bir serçe yavrusu, yuvasından düşmüş, kanadını incitmişti ve ağacın dibinde titriyordu. Çocuklar ne yapacaklarını bilemediler. Cevapçı, serçeyi görünce bir an duraksadı. Sonra gözleri hızla yanıp sönmeye başladı. İçindeki program, soru soramadığı için çözüm üretmekte zorlanıyordu. Ama Mina, Cevapçı'ya döndü ve "Bir kuş yaralandığında ona nasıl yardım ederiz?" diye sordu. Bu soru, Cevapçı'nın tüm bilgi bankasını harekete geçirdi. "Önce sakin olmalıyız. Yavru kuşu yumuşak bir bezle nazikçe alıp, sıcak ve güvenli bir kutuya koymalıyız. Sonra bir veteriner çağırmalıyız." diye adım adım anlattı. Çocuklar hemen dediklerini yaptı. Cevapçı, soru olmasa bile doğru soruların ona nasıl yardım ettiğini görmüştü.

Serçe yavrusu, çocukların ve Cevapçı'nın yardımıyla iyileşti. Bu olaydan sonra, Çınar Mahallesi'ndeki herkes Cevapçı'ya farklı bakmaya başladı. Artık onun sadece cevap veren bir makine olmadığını anlamışlardı. Mina ve arkadaşları, her gün Cevapçı için yeni soru kartları hazırlıyordu. Cevapçı da onlara sadece bilimsel cevaplar değil, bazen şaşırtıcı hikayeler ve ilginç bilgiler de veriyordu. Bir gün Profesör Zeki parka geldiğinde, gördüğü manzara karşısında gözleri doldu. Cevapçı, çocukların ortasında, etrafı renkli kartlarla çevrili, mutlulukla ışıldıyordu. Profesör, "Belki de en büyük sorular, soramayanlardan öğrenilir." diye mırıldandı. Ve o günden sonra, Cevapçı hiç soru soramasa da, çocuklar onun için hep en güzel soruları sordular, o da en harika cevapları verdi. Parktaki sessiz robot, soruların gücüyle dolu bir dünyanın en değerli parçası olmuştu.