
Sena, dedesinin yeni taşındığı eski evi ilk gördüğünde gözlerine inanamadı. Evin her yerinde saatler vardı! Duvarlarda, raflarda, hatta kapının üstünde bile rengarenk saatler tik tak tik tak sesler çıkarıyordu. En tuhafı da mutfaktaki kocaman duvar saatiydi. Sena ona yaklaştığında, saat birden konuşmaya başladı: 'Merhaba küçük dostum! Ben Zaman Baba. Seni görmek ne güzel!' Sena şaşkınlıkla geri çekildi. Saatler konuşuyordu! Zaman Baba gülümseyerek devam etti: 'Endişelenme, biz bu evin konuşan saatleriyiz. Her birimizin farklı bir görevi var. Ben evin ana saatiyim, herkesin zamanında olmasını sağlarım.'

Sena evi dolaşmaya başladığında daha da şaşırdı. Salondaki kuş kafesi şeklindeki saat cik cik ötüyor, 'Kahvaltı zamanı!' diye şarkı söylüyordu. Yatak odasındaki yıldız şeklindeki saat yumuşak bir sesle, 'Uyku vakti yaklaşıyor, pijamalarını hazırla' diye fısıldıyordu. En sevdiği ise oyun odasındaki palyaço saat oldu. Renkli saçları olan bu saat, 'Haydi oyun oynayalım! Ben saklambaç saatiyim, seni her zaman bulurum!' diye gülüyordu. Sena saatlerle konuşmaya başladıkça, her birinin farklı bir kişiliği olduğunu fark etti. Bazıları ciddi, bazıları şakacı, bazıları ise biraz unutkandı.

Bir gün, mutfaktaki küçük yumurta saati çok üzgündü. 'Tik tak sesim kayboldu' diye ağlıyordu. 'Artık zamanı söyleyemiyorum!' Sena hemen yardım etmeye karar verdi. Önce Zaman Baba'ya danıştı. Zaman Baba bilgece başını sallayarak, 'Tik tak sesi kaybolmuş bir saate yardım etmek için üç şeye ihtiyacımız var: Bir güneş ışığı huzmesi, bir kahkaha sesi ve biraz dostluk tozu.' Sena hemen işe koyuldu. Pencereden süzülen güneş ışığını avuçlarıyla yakaladı, palyaço saati güldürerek kahkaha sesini bir kavanoza hapsetti, ama dostluk tozunu nereden bulacağını bilmiyordu.

Sena dostluk tozunu ararken, evin en eski saati olan Kütüphane Saati ona yardım etmeye karar verdi. Bu saat kitap şeklindeydi ve sayfaları tik tak sesiyle dönüyordu. 'Dostluk tozu' dedi Kütüphane Saati bilgece, 'paylaşılan güzel anılarda saklıdır. Senin yumurta saatimizle geçirdiğin ilk günü hatırlıyor musun?' Sena gözlerini kapattı ve yumurta saatinin ona ilk kek pişirme zamanını söylediği anı hatırladı. O anda, etrafa parıldayan altın tozlar saçılmaya başladı. 'İşte dostluk tozu!' diye sevindi Kütüphane Saati. Sena üç hazineyi de toplamıştı artık.

Sena üç hazineyi yumurta saatinin önüne getirdi. Önce güneş ışığını saatin üzerine döktü - saat ısınmaya başladı. Sonra kahkaha sesini serbest bıraktı - saat hafifçe titredi. En sonunda dostluk tozunu saatin mekanizmasına üfledi. Birden, yumurta saati canlandı! 'TİK TAK! TİK TAK!' diye sesler çıkarmaya başladı. 'Sesim geri döndü! Teşekkür ederim Sena!' Bütün saatler sevinçle çalmaya başladı. Zaman Baba gururla, 'Gördün mü? Zaman sadece akıp gitmek değildir. Zaman, paylaşılan anılardır, yardımlaşmadır, dostluktur' dedi.

O günden sonra Sena, Tik Tak Evi'ni çok sevdi. Her saat ona yeni bir şey öğretti: Çiçek saati bahçe işlerinin zamanını, yemek saati yemek pişirmenin sırlarını, hikaye saati ise her akşam yeni bir masal anlattı. Sena artık zamanın ne kadar değerli olduğunu anlamıştı. Zamanı boşa harcamak yerine, her anını güzel şeyler yaparak geçiriyordu. Dedesi de Sena'nın saatlerle olan arkadaşlığını görünce çok mutlu oldu. 'Bu evdeki saatler yıllardır konuşuyor' dedi dedesi gülümseyerek, 'ama senin gibi onları dinleyen ve anlayan birini bekliyorlardı.' Ve Tik Tak Evi, Sena'nın en sevdiği yer oldu - tıkır tıkır işleyen, konuşan, şarkı söyleyen saatlerle dolu sihirli bir ev.