
Derin bir geceydi ve Ayşe yatağında uyuyordu. Penceresinden içeri giren ay ışığı, odasını yumuşak bir gümüş rengiyle aydınlatıyordu. Tam o sırada, yastığının altından tuhaf bir fısıltı duydu. 'Şşt... Ayşe, uyan! Şehrimiz büyümek istiyor!' Ayşe gözlerini açtığında, odasının ortasında minik, ışıltılı bir şehir gördü. Binalar pastel renklerde parlıyor ve sanki nefes alıyormuş gibi hafifçe hareket ediyordu. En tuhafı ise, bu şehrin Ayşe'nin rüyalarından doğmuş olmasıydı. Her gece uyuduğunda, şehir biraz daha büyüyordu.

Ayşe yatağından usulca kalktı ve minik şehrin yanına oturdu. 'Siz nesiniz?' diye fısıldadı. En yüksek binanın tepesinden minik bir ışık parladı ve yumuşak bir ses yanıt verdi: 'Biz Uyku Şehriyiz. Sen uyurken, rüyalarının gücüyle büyüyoruz. Ama bir sorunumuz var - şehrimiz dengesiz büyüyor. Bazı binalar çok hızlı, bazıları ise hiç büyümüyor.' Ayşe dikkatle baktığında, gerçekten de bazı pembe evlerin çok büyüdüğünü, mavi okul binasının ise küçük kaldığını fark etti. 'Peki size nasıl yardım edebilirim?' diye sordu.

Minik ışık yanıt verdi: 'Her binanın bir rüya bahçesi var. Senin güzel rüyalarınla sulanmaları gerekiyor. Ama bazı binaların bahçelerine ulaşamıyoruz çünkü rüya köprülerimiz eksik.' Ayşe bunu duyunca aklına parlak bir fikir geldi. Odasındaki lego parçalarını aldı ve minik şehre doğru eğildi. 'Belki sizin için köprüler yapabilirim!' dedi heyecanla. İlk önce pembe evlerle mavi okul arasına küçük bir köprü inşa etti. Köprü tamamlanır tamamlanmaz, hafifçe parlamaya başladı ve okul binası biraz daha büyüdü.

Ayşe tüm gece çalıştı. Sarı park ile yeşil kütüphane arasına bir köprü, mor tiyatro ile turuncu pastane arasına başka bir köprü yaptı. Her köprü tamamlandığında, bağladığı binalar eşit şekilde büyümeye başlıyordu. En sonunda, şehrin tam ortasında duran kristal bir kuleye ulaşan köprüler yapması gerekti. Minik ışık ona rehberlik etti: 'Bu kristal kule, şehrin kalbi. Tüm rüyalar burada toplanıyor ve dağılıyor.' Ayşe dikkatle son köprüyü yaptığında, tüm şehir parlak bir ışıkla aydınlandı.

Işık yavaş yavaş söndü ve minik şehir yeniden sakinleşti. Ama bu sefer tüm binalar uyum içinde, eşit şekilde büyüyordu. Minik ses tekrar konuştu: 'Teşekkür ederiz Ayşe! Artık şehrimiz dengeli büyüyecek. Unutma, sen her uyuduğunda biz biraz daha büyüyeceğiz. Güzel rüyaların bize güç veriyor.' Ayşe yatağına döndü ve gözlerini yumdu. O gece, şehrin tüm sokaklarında dolaştığı, uçan balonlarla gezdiği ve minik sakinlerle oynadığı harika bir rüya gördü. Sabah uyandığında, odasının köşesinde minik şehrin biraz daha büyümüş olduğunu fark etti ve gülümsedi.

O günden sonra Ayşe her gece severek uyudu. Uyku Şehri her geçen gün biraz daha büyüdü, ama artık hep dengeli ve uyum içinde. Ayşe bazen arkadaşlarına odasındaki özel şehirden bahsetti, ama onlar sadece 'Ne güzel bir hayal gücün var!' dediler. Ayşe ise gerçeği biliyordu - hayallerin ve rüyaların gücüyle büyüyen bir şehir vardı ve o, bu şehrin en özel sakiniydi. Belki bir gün şehir o kadar büyüyecekti ki, diğer çocuklar da onu görebilecekti. Ama şimdilik, bu sadece Ayşe'nin ve Uyku Şehri'nin küçük sırrıydı.