
Uzun zaman önce, minik bir kasabada, herkesin 'Bekçi Bay Yıldız' dediği, çok özel bir gece bekçisi yaşardı. Asıl adı Rüzgar'dı, ama onu bu adla herkesten çok yıldızlar çağırırdı. Bay Yıldız'ın görevi, geceleri kasabanın sokaklarında dolaşmak, herkes uyurken her şeyin güvende olduğundan emin olmaktı. Ama onun en büyük sırrı, gerçekten de yıldızlarla konuşabilmesiydi! Her gece, en yüksek tepedeki küçük kulübesinin çatısına çıkar, sıcak bir çayını yudumlar ve gökyüzündeki parlak dostlarına el sallardı. Yıldızlar da ona göz kırpar, hafifçe titreşerek 'Merhaba, Bay Yıldız!' derlerdi. Onlar için, o, yeryüzündeki en iyi dinleyiciydi.

Bir gece, en küçük ve en parlak yıldız olan Pırıltı, alışılmadık bir şekilde sönük görünüyordu. Bay Yıldız hemen fark etti. 'Pırıltı, canın sıkkın mı?' diye sordu yumuşak bir sesle. Pırıltı, gözyaşları gibi parlayan küçük ışıklar saçarak, 'Işığımı kaybettim, Bay Yıldız,' diye fısıldadı. 'O kadar çok parlamak istedim ki, küçük bir ışık topunu dünyaya gönderdim. Ama şimdi o top kayboldu ve benim parıltımın bir kısmı onunla birlikte gitti.' Bay Yıldız'ın kalbi burkuldu. Pırıltı'nın ışığını bulmaya karar verdi. Yıldızlar ona yol gösterecekti. Büyük Ayı Takımyıldızı'nın en parlak yıldızı, 'Kuzey'e bak,' dedi. 'Işığın, senin kasabanda, en karanlık yerde saklı.'

Bay Yıldız, yıldızların işaret ettiği yöne, kasabanın kenarındaki eski, terk edilmiş oyuncak fabrikasına doğru yürüdü. Burası geceleri çok karanlık olurdu, çünkü hiç sokak lambası yoktu. El fenerini yaktı ve içeri girdi. Tozlu raflar, boş kutular ve unutulmuş oyuncak parçaları vardı. Tam o sırada, bir köşeden hafif, titrek bir ışık gördü. Yaklaştığında, bunun Pırıltı'nın kayıp ışık topu olduğunu anladı; top, kırık bir oyuncak trenin vagonunun içine sıkışmıştı. Top, sanki minik bir kalbi varmış gibi, nazikçe atıyordu. Bay Yıldız, onu dikkatlice çıkardı ve avucunun içinde hissetti. Top, sıcacık ve canlıydı.

Işık topunu alıp hemen kulübesinin çatısına koştu. Pırıltı, onu görünce sevinçle parladı. 'Onu buldun!' diye şarkı söyledi tüm yıldızlar. Bay Yıldız, ışık topunu gökyüzüne doğru kaldırdı. İnanılmaz bir şey oldu; top, avucundan yükseldi, incecik bir ışık hüzmesi gibi gökyüzüne doğru süzüldü ve doğrudan Pırıltı'ya geri döndü. Pırıltı anında eski parlaklığına, hatta daha da fazlasına kavuştu! O kadar parlak ışıldıyordu ki, tüm kasaba gümüşi bir ışıkla yıkandı. 'Teşekkür ederim, en iyi arkadaşım!' diye fısıldadı Pırıltı. 'Sana bir armağanım var.' Pırıltı'dan kopan küçük bir ışık kıvılcımı, Bay Yıldız'ın cebindeki anahtarlığa kondu ve orada, minik, sönmeyen bir yıldız gibi parlamaya başladı.

O geceden sonra, Bay Yıldız'ın sırrı yavaş yavaş kasabaya yayıldı. Çocuklar ona, 'Yıldızlardan bize masal anlat!' diye yalvarırlardı. O da onları bazen çatıya çıkarır, yıldızların dilinden hikayeler anlatırdı: Büyük Ayı'nın maceralarını, Samanyolu'ndaki ışık nehrinde yüzen bulutsu atları, utangaç kuyruklu yıldızların geçişini... Cebindeki minik yıldız ışığı, onu hiç yalnız bırakmadı ve her zaman yolunu aydınlattı. Kasaba, gece bekçisinin yıldızlarla olan dostluğu sayesinde, gökyüzünün sadece karanlık bir örtü değil, canlı, sıcak ve konuşan bir dünya olduğunu öğrendi. Ve herkes, geceleri başını yastığa koyduğunda, göz kırpan o küçük ışıkların, aslında uzaktaki dostlarının onlara 'İyi geceler' dediğini bilerek uykuya dalardı.