
Efe'nin odasında, büyükbabasından kalma eski bir sandık vardı. Bir gün, bu sandığın içini merakla karıştırırken, tozlu bir bezin altında tuhaf görünümlü bir fotoğraf makinesi buldu. Makinenin üzerinde altın rengi küçük çarklar ve garip işaretler vardı. Yanında, sararmış bir kağıtta şöyle yazıyordu: 'Zamanın anlarını yakala, ama bilgece kullan.' Efe, makineyi eline aldığı anda, hafifçe titreyip mavi bir ışık yaydı. Bu sihirli makineyi hemen denemek için bahçeye koştu.

Bahçede, en sevdiği elma ağacının altında oturan kedisi Pamuk'u gördü. Tam o sırada, Pamuk havaya zıplayıp bir kelebeği yakalamaya çalışıyordu. Efe hemen makineyi doğrultup deklanşöre bastı. Flaş patladığında garip bir şey oldu: Pamuk tam havada asılı kaldı! Kelebek de kanatlarını açmış halde dondu, üzerindeki turuncu desenler parlıyordu. Efe şaşkınlıkla yaklaştı. Pamuk'un tüyleri rüzgarda savrulur gibiydi ama hareket etmiyordu. Bu gerçekten bir zaman dondurma makinesiydi!

Efe, makinenin arkasındaki küçük ekranda donmuş anın fotoğrafını gördü. Yanında iki düğme vardı: biri mavi (zamanı devam ettirmek), diğeri kırmızı (fotoğrafı silmek). Mavi düğmeye basınca, Pamuk aniden hareket etmeye devam etti, kelebek de uçup gitti. Efe çok heyecanlanmıştı. Bahçedeki çiçeklere konan arıyı, su birikintisine atlayan kurbağayı, hatta rüzgarda savrulan yaprakları dondurup fotoğraflarını çekti. Her seferinde, donmuş anları inceleyip sonra zamanı tekrar başlatıyordu.
Ertesi gün okulda, en iyi arkadaşı Zeynep'i üzgün gördü. Zeynep, resim dersinde yaptığı güzel tabloyu yanlışlıkla yırtmıştı ve gözleri doluydu. Efe aklına sihirli fotoğraf makinesini getirdi. 'Zeynep, üzülme' dedi. 'Biraz bekleyebilir misin?' Koşarak eve gidip makineyi aldı ve okula döndü. Zeynep tam gözyaşlarını silerken, Efe makineyi çıkarıp deklanşöre bastı. Zeynep dondu, yanağındaki bir damla gözyaşı kristal gibi parlıyordu. Efe hemen yırtık resmi yapıştırıcıyla tamir etti, sonra mavi düğmeye bastı.
Zaman tekrar akmaya başlayınca, Zeynep gözyaşlarını sildi ve tamir edilmiş resmine baktı. 'Nasıl oldu bu?' diye şaşırdı. Efe sırrını anlattı. Zeynep, 'Ama bunu sadece eğlence için kullanmamalısın' dedi. 'Büyükbabanın notunda yazdığı gibi, bilgece kullanmalısın.' İkisi birlikte makinenin gücünü nasıl iyilik için kullanabileceklerini düşündüler. O günden sonra, makineyi sadece gerçekten önemli anları korumak veya yardım etmek için kullanmaya karar verdiler.
Bir hafta sonu, yaşlı komşuları Ninenin köpeği Kaybolmuştu. Herkes onu arıyordu ama bulamıyordu. Efe ve Zeynep, makineyi yanlarına alıp aramaya çıktılar. Parkta, taze köpek ayak izleri gördüler. Efe, izlerin en belirgin olduğu yerde zamanı dondurdu. Donmuş zamanda, izlerin parkın kenarındaki küçük bir kulübeye doğru gittiğini net olarak görebiliyorlardı. Zamanı başlattıktan sonra kulübeye koştular ve içerde üşümüş, korkmuş köpeği buldular. Nine çok mutlu oldu, makinenin sırrını asla öğrenmedi.
Zaman geçtikçe, Efe makineyi daha az kullanmaya başladı. Çünkü en güzel anların aslında akıp giden anlar olduğunu fark etti. Bir gün, ailesiyle piknik yaparken, annesi güzel bir manzarayı işaret etti: babası çay demliyor, kız kardeşi uçurtma uçuruyordu. Efe makineyi çıkardı ama deklanşöre basmadı. Bunun yerine, 'Bu anı fotoğrafla dondurmak yerine, hatırımda yaşatacağım' dedi. O akşam, makineyi tekrar sandığa koydu. Artık sihirli güçlere ihtiyacı yoktu çünkü en büyük sihrin anları paylaşmak olduğunu öğrenmişti.
Yıllar sonra, Efe büyüdüğünde, sandığı kendi çocuğu için açtı. Makine hâlâ oradaydı. Yanına yeni bir not ekledi: 'Zamanın en güzel fotoğrafları, kalbimizde yaşattıklarımızdır. Bu makine sana yardım etsin, ama unutma ki gerçek anlar paylaşıldığında güzeldir.' Çocuğu makineyi bulduğunda, Efe ona büyükbabasından öğrendiği dersi anlattı: Zamanı dondurmak değil, onu değerli kılan şeyleri fark etmek önemliydi. Ve böylece sihirli fotoğraf makinesinin hikâyesi yeni nesillere aktarıldı.