
Can'ın en sevdiği yer, büyükbabasının tavan arasındaki eski sandıklarla dolu odasıydı. O gün, tozlu bir sandığın dibinde, üzerinde karmaşık çiçek desenleri oyulmuş, altın renginde eski bir cep saati buldu. Saatin kapağını açtığında, içindeki rakamların parlak mavi bir ışıkla hafifçe parladığını gördü. Saatin yanında küçük, tuhaf bir düğme vardı. Can, merakla düğmeye bastı. Aniden, odadaki her şey dondu! Pencereden uçan bir kuş, havada asılı kaldı. Büyükbabasının yukarı çıkmak için attığı adım, tam havada durdu. Zaman durmuştu! Can, şaşkınlıkla etrafına bakındı. Tek hareket eden oydu. Heyecanla, saati inceledi ve aynı düğmeye tekrar bastı. Bir 'tik tak' sesi duyuldu ve zaman yeniden akmaya başladı. Kuş uçup gitti, büyükbabası merdiveni çıktı. 'Can, orada mısın?' diye seslendi. Can, saati heyecanla cebine sakladı. Bu sırrı kimseye söylememeye karar verdi.

Ertesi gün okulda, Can'ın aklı hep cebindeki saatteydi. Teneffüste, arkadaşı Zeynep, getirdiği yeni topuyla gururla oynuyordu. Fakat top kontrolsüzce fırlayıp, bahçedeki en güzel lalelerin yetiştiği öğretmenlerin sevdiği çiçek tarhına doğru gitti. Zeynep'in yüzü korkuyla beyazlaştı. 'Hayır!' diye bağırdı. Can, hemen cebindeki saate uzandı ve gizlice düğmeye bastı. Her şey anında dondu. Top, tam lalelerin üzerine düşmek üzere, havada asılı kaldı. Can, koşarak tarha gitti, topu havadan aldı ve onu güvenli bir yere, çimlerin üzerine bıraktı. Sonra yerine geçti ve düğmeye tekrar bastı. Zaman aktı. Zeynep, gözlerini kapatmıştı, ama topun sesini duyamadı. Açtığında, topun çiçeklere değmeden, çimlerde durduğunu gördü. Şaşkınlıkla Can'a baktı. Can sadece gülümsedi. Zamanı durdurmak, bir şeyleri kurtarmak için kullanılabilirdi!

Can, saatin gücünü iyilik için kullanmaya devam etti. Bir gün, parkta, küçük bir kızın balonu ipinden kurtulup gökyüzüne doğru uçtuğunu gördü. Kızın gözleri dolmuştu. Can, zamanı durdurdu, koşarak bir bankın üzerine çıktı ve uçan balonu yakaladı. İpi tekrar kızın eline sıkıştırdı. Zamanı başlattığında, kız balonunun sihirli bir şekilde geri döndüğünü görüp sevinçle güldü. Ancak, bir akşam üstü, evdeki kedisi Maviş, fare oyuncağını kanepenin altına kaçırdı. Can, oyuncağı almak için zamanı durdurdu ve kanepenin altına uzandı. Fakat tam o sırada, saatin içinden hafif bir çatırtı sesi geldi ve ışığı sönükleşti. Zamanı yeniden başlattığında, saatin tik taklarının daha yavaş ve düzensiz attığını fark etti. Can'ın kalbi hızla çarptı. Acaba saati çok mu sık kullanmıştı? Bu muhteşem güç bozuluyor muydu?

Endişeli bir şekilde, Can saati büyükbabasına götürmeye karar verdi. Her şeyi anlattı: zamanı nasıl durdurduğunu, arkadaşlarına ve küçük kıza nasıl yardım ettiğini. Büyükbabası şaşırmak yerine, bilge bir gülümsemeyle onu dinledi. 'Bu saat, benim dedemden kalmaydı, Can,' dedi yumuşak bir sesle. 'Onun özel gücünü biliyordum. Ama unutma, her sihirli şeyin bir kalbi ve bir sınırı vardır. Zamanı durdurmak büyük bir sorumluluktur. Asıl sihir, zaman akıp giderken, doğru anlarda doğru şeyleri yapabilmektir.' Sonra saati dikkatlice aldı, eski bir anahtarla kurdu ve arkasına hafifçe vurdu. Saat yeniden düzenli ve güçlü bir 'tik tak' sesi çıkarmaya başladı, ancak mavi ışık artık daha sönüktü. 'Bak,' dedi büyükbaba, 'saat şimdi sadece gerçekten çok, çok önemli anlar için çalışacak. Onu sakince kullanmalısın.' Can, büyükbabasına sarıldı. Saatin gücünün değil, onu ne için kullandığının önemli olduğunu anlamıştı.

Can, saati artık daha nadir ve dikkatli kullandı. Bir kış günü, yaşlı komşuları Ali Amca'nın buzlu yolda düşmek üzere olduğunu gördü. Hemen zamanı durdurdu ve koşarak Ali Amca'nın koluna girdi, onu dengeledikten sonra zamanı başlattı. Ali Amca, sadece tökezlediğini sandı ve Can'a teşekkür etti. Saatin ışığı biraz daha azaldı. Can, saatin gücünün tükenmekte olduğunu biliyordu. Bir gece, saati yastığının altından çıkardı ve baktı. Artık ışık yaymıyor, sadece nazikçe tik taklıyordu. Onu usulca öptü ve büyükbabasının sandığına geri koydu. Ertesi sabah, Can için yeni bir gündü. Zamanı durduramazdı belki, ama her anın değerini biliyordu. Arkadaşlarıyla oynarken daha çok gülüyor, ailesiyle daha çok sohbet ediyor, Maviş'le daha çok vakit geçiriyordu. Büyük sihirli saat gitmişti, ama Can'ın kalbinde, zamanın her saniyesini değerli kılmanın en büyük sihir olduğu dersi hep yaşayacaktı.